Posts Tagged ‘akp’

CÜBBELİ HADİSESİ! TAHT KAVGASINDAN İBARETTİR

Pazar, Aralık 18th, 2011

Ara vermek istedim bir süre… Farklı daha tutarlı çalışmalar yapabilmek adına. Fakat olmuyor gündemden uzak kalıp kendimi bir dağ köyüne mahkum etmeye çalışsam da, içimdeki muhalif ruh kimseyi bulamasa,   köyün muhtarına isyan edip beni bana bırakmıyor. Hal böyleyken gördüğümüzü anlatmamak mümkün değil malesef.

Gündemde onca konu varken, Kısaca ‘Cübbeli Ahmet’ olayına değinmek istiyorum.

‘Cübbeli Ahmet’  yani “Ahmet Mahmut Ünlü” aylar öncesinde bahsetmiştim. Dinler kişilere indirgendiğinde yozlaşırlar. Din uhlevi kalmalıdır. Hristiyanlık en büyük darbeyi kendi reformlarından yemiştir. Din adamlarının ‘ruhani’ bir boyuta taşınması, ilk anda popülist bir aktivite olsada, 19 asır itibarı ile içi çürüyen, kendi kendini kemiren bir canavara dönüşmüştür. Devrin şartlarında namümkün olan birçok uygulama dini yozlaştırarak, insanları itmeye başlamıştır. Buna en bariz örnek: ‘kilise tacizleri’ verilebilir. Hertürlü zevkin tanımını çocukluktan itibaren istem dışı dahi öğrenen zihniyeti, yaşam boyu tutmanın çok zor olduğu bir oruça mahkum etmenin bu bariz sonuçları doğuracağı aşikardı. Vatikan bu hatadan dönmenin yollarını aramakta buna yönelik kendi gömdüğü sözde yazıtlar vasıtası ile bu durumu çözümlemeye çalışmaktadır. Bunu yaparken ise Protestan-Ortodoks cemaati pay çıkarmamak için zamana yaymaktadır. Kıbrıs güneydoğu civarı ‘Barnabas’ arayışları bu gayeye ulaşmak içindir.

Keza yahudilik temelde kendi içine kapanarak evrensel olma imkanını kaybetmiş ve yer altı ruhani bir yapıya bürünerek ise insanları ürkütecek boyutta uzaklaştırmıştır. Bunda ‘siyonizm’ etkisi net deşifre edilerek kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

İslam ise dinler içerisinde en genç ve diğer tüm dinlerin ortak paydalarınıda içinde bulundurduğundan muhakkak ki ömrü daha fazla olacaktır. Ömrü tükendiğinde ise Ahir-vakit gelecek inanışı müthiş bir sağlamadır. İslam düşünsel olarak kolay çökertilemeyecek bir dindir. Felsefi tüm sorulara bir cevap bulabilen tek dindir. Kelime oyunları ile köşeye sıkıştırılmaya çalışılsa da, bilgisi geniş ulemanın ‘delil’e dayalı net cevapları ile bu sorular itibarsızlaştırılmıştır.

‘Yıkılamayan kale içten fethedilir’. Müslüman kardeşlerin Hazretleşmesi , İran devrimi, suud kralların Ehli beyt olarak kabulü v.b  gibi küçük hatalar,  islam dünyasında derin yaralar açmıştır. Bu bilinçli hataların ardında derin komploların oluşu başlıca bir konudur.

İslam üzerine oynanan oyunlar geçtiğimizin son çeyreğinden itibaren hızlanmış top yekün seferberlik misali islam dini üzerine çullanmıştır. Cahil yoksul bırakılan islam dünyası hataya zorlanmıştır. Bir çok yerde enginizasyona tabi islam toplumu malesef bu komploya alet olmuştur.

İslamiyetin doğduğu Arap dünyası helak bir haldedir. Gelir dağılımdaki adaletsizlik zengin fakir tüm toplumu sefalet ve rezalet yaşam şartlarına sürmüştür.  Örneğin; bu coğrafyada gelir seviyesi yüksek insanların büyük çoğunluğunun,  eşcisellik başta olmak üzere  fantazi arayışları, islam tabiatı ile uyuşmadığından dinin yozlaştığı algısı yaratmaktadır.  Bu bilinen gerçeğin dillendirilmemesinin tek nedeni, islamın beşiğinin bu kara ile karalanmaması gerektiğine inanılmasındandır. Fakat artık mızrak çuvala sığmamaktadır.

Konuların üzerinden teğet geçerek, İslam dünyasının yükselen yıldızı Türkiye’ye dönmek istiyorum. Muhteşem Osmanlı’nın çürümeye başlaması ile islam yara almaya başlamıştır. Konuyu detaylandırmamaya çalışarak bu süreci konu başlıkları ile vurguluyorum. İslam kişilere indirgenerek, kişisel hatalar dine fatura edilerek hedef din islam, her geçen gün yara almaya devam  etmektedir. 28 ŞUBAT bu durumun en bariz örneklerindendir. Sözde ‘islam önderlerinin’ ahlak dışı davranışları malesef dine mal edilmiştir. Yükselen cemaatçilik, misyonunu aşmak zorunda kalmıştır. Liderleri ise isteyerek veya istemeyerek bu sürecin bir parçası olarak sembolleşmek zorunda kalmışlardır. Kimi zaman ‘ilahlaşmak’ ‘ruhani’ bir hal almak istem dışı dahi de olsa, malesef kontrol edilemeyen bir güç haline geldiğinden, kendine çıkan bir merdiven misali kısır döngüye mahkum olmuştur. Bu döngü yine islamın maneviyatına inen bir darbedir.

İşte bu bağlamda ülkenin en prestijli komedyeni ile kıyaslanan bir din adamı, büyük çoğunluğun sempatisini kazanan mükemmel bir zekayı dahi uzun zaman önce direkt olarak kaleme almış, bu ağır misyonu yüklenmesinin hata olduğunu belirtmiştim. Bu bir ‘ben haklıydım’ yazısı değildir. Bu satılmış medyanın ve her şeyin başı yönetim yani iktidarın derin komplosunun deşifresidir. Farkında olmadan yine dine büyük bir darbe vurulmuştur. Ey iftiracı röntgenci hükümet; devletin tetikçi kullanmasını görmüştük, sayenizde telekulak, şantajcı,komplocu kullandığınıda gördük…

Cübbeli olayını biri yazsın, söylesin diye bekledim fakat memlekette deli yada delikanlı kalmadığından konuyu ifşa etmeyi görev bildim. Cemaatin tamamının bildiği gerçek kol kırılır yel içinde kalır denilerek gizlenmiştir. Polis ve savcılık zaten bürokratik maşadır. Medya ise hükümet tarafından sindirilmiştir.

Lafı bukadar dilendirdikten sonra nihayet sonuçtayız. Cübbeli olayı; Mahmut Usta Osmanoğlu’ndan boşalacak koltuğun halefinin belirlenmesi adına düzenlenmiş bir entrikadır. ‘Şahin kanatın’ Fethullah Gülen cemaati imkanları ile Cübbeli’yi saf dışı bırakmasıdır. Bu olaya hükümette alenen çanak tutmuştur. Sözde durum sonrası GÜLEN cemaati ile çatlak olmuş havası verilerek her zamanki gibi, süreci kendi adına ılımanlaştırma politikasını devreye koymuştur.

Bu sürecin sonunda muhtemelen İsmail ağa cemaati bölünecektir. Bu bölünme kimseye yaramayacağı gibi sadece Fethullah Gülen hareketine yarar sağlayacaktır. Zararı ise islam dinine mal olacaktır.

MHP kaset skandalları,  Bülent Arınç suikast iddiaları gibi, fındık kabuğu meselelerden kişi ve kurumlara derin darbeler vurulmaya devam edilmektedir. Vurulan her darbe  maddi olduğundan daha fazla manevi bir yaradır. Sorumluları kendi vicdanlarına havale ediyorum.   İsmail ağa cemaatine birlik olma çağrısını borç biliyorum. ‘Ahmet Hocama’ ise islam dinine bugüne kadar olan katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. En kısa sürede ‘Ömer ‘ adaleti ile nasiplenmesini diliyorum. İktidar ve Gülen cemaatine ise islah olmalarını, en azından ‘delikanlı’ olmalarını öneriyorum.

Bu günlükte gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım düşündüklerim bundan ibaret. Önceki ifadelerim gibi buda geçerlidir. Kayda geçsin.  Kaptanın seyir defteri kendi kaleminden, seyir devam ediyor. Saygılarla…

İETT OTOBÜSÜNDE ZORLA TECAVÜZ

Pazartesi, Mart 7th, 2011

Her şeyin bir istihap haddi vardır. Hemen her şeyin bir limiti. Buna tahammül sınırı da diyebiliriz. Tahammül seviyesi artışı ve yükselen liberalizm eğrisi yapmak yanlış olmaz. ‘Sabretmek’ der buna din…Kutsal savlar hoşgörü ve sabır üzerinedir. Yine ‘şükür’ kavramı vardır. Milletimizde yoğundur hamd ve şükür felsefesi. Kültürümüz ‘yeğleme’ ve hoş görmeyi destekleyen örflerle doludur. ”Sabreden derviş muradına ermiş.”,  “Geç olsun güç olmasın.” gibi onlarca atasözümüz mevcuttur. Entel zümre buna ‘polianacılık’ der. Kısacası toplum düzenimizde gereğinden fazla eğilme, kabullenme, kaderden çok kaderci, ‘kullaşma’ sendromu aşılanmakta ve uygulanmaktadır.

Bu felsefelerin iyi yanı muhakkak ki çoktur. Fakat bizim gibi abartan toplumlarda bu bir kölelik stajına dönüşmektedir. Bu noktaya dikkat çekmek istiyorum. Kimse halinden memnun olmamasına rağmen, korkusundan ya da güçsüzlüğünden dolayı eleştirisini bile direkt yapamıyor. Kahve köşesinde eleştiri yapmaya kalkan, ‘fak-fuk-fon’ kitlesi, köy muhtarının kömür yardımı kesme, gıda yardımı kesme, yeşil kart iptali gibi cezalandırılmasına kadar gidiyor. Kaybedecek pek birşeyi olmayan -fak-fuk-fon kesimi buna rağmen sesini çıkartamıyor.

(daha fazla…)

Küçük Tayyip’ler

Cumartesi, Ocak 22nd, 2011

AKP’den sonra ne olacak?

Hani seçenek üretemeyen muhalefet er geç iktidara geldiğinde ve AKP iktidarı sandığa gömüldüğünde, Türkiye nasıl bir tabloyla tanışacak?

(daha fazla…)

Arap Kızı

Perşembe, Ocak 20th, 2011

Arap kızı camdan bakıyor.

Raina, Ürdün Başhanımı. Doğum yeri Kuveyt ve bir Filistinli. Kahire Amerikan Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. Citibank ve Apple Computer’da çalıştı.

Esma, Suriye Başhanımı. Londra Kraliyet Akademisi mezunu. Alman Bankası ve J.P Morgan’da çalıştı.

Suzan, Mısır Başhanımı.Eğitim Sosyolojisi lisansüstü derece sahibi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nce düzenlenen 68 ayrı etkinlik, panel ve konferansta daimi temsilci ve genel sekreter. (daha fazla…)

AKP TUR DALGIN YOLCULUKLAR DİLER

Cuma, Ekim 1st, 2010

Bundan kısa bir süre önce;  Arefe üzeri zar zor yer bulabildiğim gece yarısı otobüsünde, bayram namazı hayaliyle uyuya kalmıştım. Bir ara sarsıntı ile uyanarak, resfleks hali camdan dışarı bakarak  nerede olduğumuzu kestirmeye çalıştım. Her yer gri, sadece art arda silüet olan ışıklardan ibaretti. Çocukluğuma dönmüştüm. Çocukluğumun siyah beyaz televizyonlarındaki, araba sahnelerini anımsamıştım. Sürekli olarak dalgasal hareketler ile salınan araba içerisine yanıp sönen flaş ışık görüntüsü… Biraz daha ilerledikten hemen sonra, nerede olduğumuzun farkına varmaya başladım, ineceğim yeri geçmiş, Bolu Dağı Tüneli’nin içinden çıkıyorduk. Mecburiyet maduriyet karışımı bir sitem hali ile inmek istediğimi söyledim. Bolu otoyol gişelerinde inebileceğimi öğrendikten sonra başımın çaresini düşünmeye başladım. Gece 3:00 civarı eski bir dostu  aramak için çok geç bir vakitti. Taksi tutsam, Düzce’ye bayram harçlığımdan fazla tutar. Tutarsızlık içerisinde sabahı beklemeye karar verdim. Viran bir sabahçı lokantasına sığınarak demsiz çay söyledim. Oysa ben  çay sevmezdim. Çay, sunan garson kadar  renksiz görünse de  içmeye mecburdum. İşgal ettiğim alanın bedelini bir şekilde ödemeliydim. Lokanta devasa bir alanda devasa bir yapıda olmasına rağmen sadece küçük bir kısmı kullanılabilir haldeydi. Yanlış ellerde işletildiğinden olsa gerek, bakımsızlıktan virane olmuş, her karesinden batmışlık havası  seziliyordu. Duvardaki, sigara dumanından sararmış, maziye ait medyatik ünlü fotoğrafları bunun bir delili sayılırdı. Bir ara gözüm logosunu daha önce hiç görmediğim bir televiyon kanalında, sanat icra etme çabası içinde olan, sesini hiç duymadığım bir kadına takıldı. Bilmediğim bir dilde gazelimsi olarak canlı yayında, cansızca bağırıyordu. Ben gazel sevmesem de, dinlemeye mecburdum. Bilmeyişimdeki cehaletime hayıflanmakla, kürtçe olduğunu anlayışımdaki bilgeliğim arasında kalmıştım. Saat bana inat ilerlemiyordu. Ben ve benim gibi işgalci müşteriler yüzünden, mesai saatinin makul bir kısmını, masaya abanarak uyku halinde geçiremeyen garsonların, bakışlarındaki küfürsel içerik artık iyice belirgin olmuştu. Ne kadar sövseler de, ben onlara mecbur onlar bana mecburdu. Tek dileğim sabahın olması, lanet bedenimin dışını su ile pakladıktan sonra ,içimi kalbimin paklamasıydı. Ardından abdest hali ile göğsümü gererek, beni var eden mimarım, babamın ardında namaza durup, hazır olan imama uyaraktan, bayramdan bayrama kıldığım namazı kılmaktı.  Sabah olmuyor gün geceyi dağıtamıyordu. Sonra gereksiz ama derin düşüncelere daldım. DÜŞÜNDÜM…

(daha fazla…)

MİSYONER TARAF

Çarşamba, Şubat 24th, 2010

Durum tahlili için, önce kan tahlilinden başlamak lazım. Kan kimi zaman inşa halindeki vatanın harcında, kimi zaman yıkılan vatanın enkazının temizliğinde kullanılır. Kanını feda edenlere  şahadete eren, şehit denir. Peygamber ocağıdır şahadet makamı, peygamber ocağında safahat olmaz. Gazaba uğramamak için feda makamıdır ocak. Her vatanın vatan olma unsurlarının başında güçlü ordu vardır. Bu yazı kan ve can verenler adına kaleme alınmıştır. (daha fazla…)

KOD ADI TÜRBAN

Çarşamba, Şubat 3rd, 2010

Havada seçim kokusu var. Mevsim normallerinin üzerinde bir ‘türban’ kavgası baş göstermekte. Oysa seçime daha vakit vardı. Kurtulamayacak mıyız biz bu ‘türban’dan…?

Bir dava yaptılar bunu önce, bana göre ‘ne bakıyon lan’ gibi bir nedendir. Kurcaladılar, tatlı uru acı tümör yaptılar. Türban dediler adına, büyük adamlar makaleler yazdı atıflarda bulunarak ‘ruhbani’ ortamlara. Bu kavganın tarafı olmayı meziyet sanan, itilmiş muhalefet, gafletten anı kurtarma çabasına giriştiğinden bu günlerin kaybedeni olmaya mahkum olmuştur.Nedir bu türban meselesi sahi;            (daha fazla…)

TÜRKİYE İRTİCA TARİHİ VE GELECEĞİ yazı dizisi-2

Salı, Ocak 5th, 2010

Yazı dizimin ikinci ayağında,konun temel esaslarını vurgulamak istiyorum.Siyasi entrikaların doz aşımına uğradığı bir döneme denk gelen bu iddia,haddimi aşmama neden olacaktır.Dost acı söyler… (daha fazla…)

TÜRKİYE İRTİCA TARİHİ VE GELECEĞİ yazı dizisi-1

Pazartesi, Aralık 28th, 2009

Gündem yine yoğun,neresinden tutsan ayrı bir destan,nereden baksan ayrı bir çelişki var.Bu yazı dizim bir iddia niteliğindedir. Şahsi araştırma,analiz,düşünce,ve strateji güdümümden ibarettir.Söylemlerim,haşa ayet niteliği taşımamakla beraber yüksek olasılıklı bir sonuç,çözüm ilişkisine dayanmaktadır.Dört yıllık araştırma gözlem sürecinin ardından bu sav hayat bulmuştur.Yanılmış olma arzu dileklerime,üzülerek bilginize sunuyorum. (daha fazla…)

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın