Archive for the ‘Selam-i Dünyalı’ Category

BİLİM VE DİN

Salı, Ocak 4th, 2011

Mikrofonu eline alışından insanların önünde konuşmaya alışık olduğu belliydi, ama konuşmasının bir ana fikri ve sorusu olmadığından da Türk olduğu net biçimde anlaşılıyordu. Oradan, buradan, kurdan, iktisattan, politikadan, aslında vakit bulduğu ölçüde her alandan konuştu. Özgüveni şaşırtıcıydı, aslında ukalalığa çoktan varmıştı. Dünyanın en büyük bilginlerinden bile daha kesin ve kendinden emin konuşuyordu. Seyirci kitlesine, onu kendisini dinleyerek başlarının göğe ereceğini anlatmaya çalışıyordu. Cümleleri kesindi. Hurafelerden bahsetti, ancak bahsettiği İslam’dı. Dinleyicilerin çoğunluğunun en azından sosyolojik olarak Müslüman olduğunu bildiğinden din eleştirisini tam olarak isimlendirmedi. Evrimden, hatta evrime inanmanın faziletlerinden bahsetti. Tam bir pozitivistti, her ne kadar kendisi farkında olmasa da bilim anlayışı tamamen Newton Fiziğine, yani klasik fiziğe dayalıydı. Aydınlanmacı bir zihniyeti vardı, ona göre her birimiz aydınlanmamış, hala hurafelere inanan zavallı yaratıklardık. 21. asır sözünü çok kullandı, ancak bilimsel atıflarının çoğunluğu 18. asra ,iyi ihtimalle 19. asra aitti. Kendisini dinlerken bir kere daha cevaplamaya çalıştığım temel sorularımdan bir tanesini düşünüyordum ben de: Neden imamlar da dahil olmak üzere eline mikrofonu veya kalemi alan herkes bu toplumun temel değerlerine sövmeye başlar? Bu kompleks nereden geliyor?

Bu yazıda bu soruya cevap bulmaya çalışmayacağım, aklımın erdiği kadarıyla bilim tarihi ve bilim felsefesinden bahsetmeye çalışacağım. Bakalım ortaya ne çıkacak!

(daha fazla…)

ANADİLDE, ANADİNDE VE EN ÖNEMLİSİ ANA KÜLTÜRDE EĞİTİM

Salı, Ekim 26th, 2010

Bir öğretmen arkadaşıma İngiltere’deki seçme bir okulun ne kadar kaliteli olduğundan bahsediyordum. Sınıfların 7-8 kişi olduğu bu okul, interaktif eğitim uyguluyor. Çocuklar her sabah kilisede dua ettikten sonra okula başlıyorlar, kız-erkek ayrı. Eğitim anlayışı doğrusu bizim hayallerimizde bile öte. Bu tip okulları bitiren çocuklar ya Oxford’a ya da Cambridge’e gidiyor ve çok iyi yerlere gelerek dünyayı yöneten insanlar oluyorlar.

Ben bunları anlattıktan sonra arkadaşımın sorusu beni şok etti: “Din dersleri zorunlu mu?” Ben de “Bunca anlattıklarımdan sonra soracağın tek soru bu mu?” diye sordum. Gerçekten de öyle, bir insan böyle bir sohbetten sonra tek bu soruyu mu sorar? Türk’se evet. Çünkü eğitimde yığınla sorun olmasına rağmen en çok üzerinde durduğumuz konu din derslerinin zorunlu olup olmaması ya da buna benzer saçma konular. Bu yazıda Türkiye eğitim sisteminde gördüğüm sorunlara değinmeye çalışacağım.

(daha fazla…)

YAZMAYA DAİR

Cuma, Eylül 24th, 2010

Türkiye’de herkes şairdir. Dizelerin sonunu kafiyeli yapabilen herkes kendisini şair zanneder; ancak ironik bir şekilde şiir kitapları çok az satar; yani herkes okumadan yazar. Bu durum bana aşağıda paylaştığım Kızılderili karikatürünü hatırlatır: yakabiliyorum ama okuyamıyorum.

Düz yazıda da bütün gazete köşelerinin dolu olmasından anlaşılacağı gibi durum şiirden farklı değildir. Köşe yazarlarını takip ederseniz hemen hepsinin bir müddet sonra kendisini tekrar etmeye başladığını, yani dönüp dolaşıp aynı şeyleri yazdıklarını görürsünüz. Peki, tüm bu yazılanlar ne kadar “bilgi” içerir? Bilgi kelimesini tırnak içine aldım; çünkü her yazılan ne kadar tekrar ne kadar yorum olsa da aslında bir bilgidir. En bilimsel bilgiler de içinde biraz yorum barındırır. Ben burada işe yarar ve kullanışlı bilgiden bahsetmek istiyorum. Türkiye’de sadece köşe yazılarında değil; ana haber bültenlerinde bile aktarılan haberle ilgili doğru dürüst haber bulamazsınız. Çok sevmediğim halde yine karşılaştırma yapacağım. Örneğin BBC’de (İngiltere’nin resmi kanalı) dünyadan bir haber verilirse haberin yeri muhakkak haritada belirtilir. Bu görsel bilgiye dayalı olarak çok sayıda işe yarar bilgi elde edersiniz. Son zamanda gerçekleşen Pakistan felaketiyle ilgili gazetelerde ve televizyonlarda kaç harita gördünüz?

(daha fazla…)

DİL, KELİME, ALFABE, DEVRİM

Çarşamba, Eylül 15th, 2010

Bu yazıda dil, kelime, alfabe ve devrim kavramlarının Türkiye açısından önemini anlatmaya çalışacağım.

Devrim; Sanayi Devrimi, Fransız Devrimi gibi toplumların hayatında yapılan çok önemli değişikliklerdir. Tamamen yeni bir teknolojiyle ilgili olabildiği gibi, yaşayış biçimindeki bir değişiklik de olabilir. Bu değişikliklere hiç şüphesiz “ihtiyaçlar” yol açar. Örneğin, Sanayi Devrimi’nin nedeni kitle üretimine duyulan ihtiyaçtır veya Fransız Devrimi zorba yönetimler sayesinde ortaya çıkmıştır. O zaman alfabe devrimi hakkında ne söyleyebiliriz? Nasıl bir ihtiyaç alfabe devrimine yol açmış olabilir?

Alfabe Devrimi Türkiye’de (diğer birtakım devrimlerle beraber) 1928 yılında gerçekleşti. Alfabedeki Arap harfleri Latin harflerine dönüştürüldü. Bu devrim “aniden” yapıldığı ve eski alfabe yasaklandığı için toplumda yıkıcı bir etkiye yol açtı. Entellektül kesim bir anda okuma-yazma bilmez bir hale geldi. Böylece modern bir yaşam biçimine ulaşmaya çalışılırken mevcut düzen de yara aldı. Burada bir parantez açarak devrimlerin yıkıcı etkisinden bahsetmek istiyorum. Sanayi Devrimi tüm dünyada zanaat üretiminin sonunu getirerek İngiliz ve Amerikan hegemonyasının pekişmesine yol açtı. Fransız Devrimi sonrasında binlerce din adamı öldürüldü. “Devrim” kulağa hoş gelse de her zaman olumlu bir anlamı yoktur. Önemli olan kısa vadeli etkilerden ziyade uzun dönemli etkilerdir. Böylece devrim ve alfabe kavramlarını ifade etmiş oldum, şimdi sıra dil ve kelime kavramlarında.

(daha fazla…)

KEMALİZM VE GÜLENİZM

Çarşamba, Haziran 16th, 2010

Aslında günlük olayları esas alarak yazmam; ancak Gülen cemaati hakkındaki genel düşüncelerimi ifade etme olanağı bulduğum için bu fırsatı değerlendirmek istiyorum. Malumunuz Gazze’ye yardım için giden bir gemide 9 Türk vatandaşı İsrail tarafından katledildi. Bu olay üzerine aslında az konuşan Fethullah Gülen, Wall Street Journal’a bir mülakat vererek, bu olayı “gereksiz” olarak niteledi ve “İsrail’den izin alınmalıydı.”  dedi. Bu açıklamalar basında aleyhte ve lehte olmak üzere yeterince değerlendirildi.

Konuşan “Müslüman” ve “Türk” olunca bu açıklamalar birçok yabancı gazetede İsrail’in katliamını haklı çıkarmak için kullanıldı. Haberin ilk başlığı zaten bu durumu yansıttı: “Munzevi Türk İmam Gemileri Eleştirdi”. Buradaki “munzevi” çok önemli; çünkü hem “bizim İslam’ın ruhani değerleriyle sorunumuz yok” mesajı verilmektedir, hem de gemidekilerin “radikal” oldukları anlatılmaktadır. Bu olay ister istemez Gülen’in sorgulanmasına neden oldu. Nasıl olur da bir “dini lider” (tam olarak ifade etmese de) Müslüman kardeşlerinin yanında değil de, İsrail’in yanında yer alabilirdi.

(daha fazla…)

POLAT ALEMDAR, KIRMIZI KİTAP VE İNSANİ KALKINMA ENDEKSİ

Salı, Mayıs 18th, 2010

Kurtlar Vadisi’nde bir zamanlar bir “kırmızı kitap” vardı. İzleyenleri nereden baksanız 3-5 bölüm oyaladı. Polat Alemdar’ın akıl hocası ihtiyarların başkanına göre kırmızı kitabın içeriği şu şekildeydi: “ülkenin doğal sınırları, Avrasya hedefleri, ülkenin tehdit algılamaları, ülkedeki saklı atom bombalarının yerleri, olası savaş için hazırlanmış gizli cephaneliklerinin yerleri, gizli petrol, uranyum, toryum rezervleri, yabancı istihbarat servislerinde çalışan teşkilat mensuplarının bilgileri. Bunlar sana burda söyleceklerim, tamamını okumak için teklifimi kabul etmen lazım.(daha fazla…)

OTOBÜS ŞOFÖRLERİ VE PROFESÖRLER

Pazar, Mayıs 2nd, 2010

Ülkeler arasında kültür farklılıkları olduğu için böyle karşılaştırma yapmayı sevmem aslında. Bir ülkede kötü olan, bir başkasında iyi olabilir. Bu yazıda başka bir şey anlatmaya çalışacağım, umarım doğru anlaşılırım. Bir de az sonra yazacaklarım sadece benim kişisel gözlemlerimdir ve tabii ki her iki meslek grubundan da bu genellemelerin dışında kalanlar olacaktır.                                                         Türkiye’de otobüs şoförlerine “kaptan” da denir, hatta onlara şoför derseniz yanlış bile anlaşılabilirsiniz. Genellikle otobüsü kullanmaktan başka bir şey yapmazlar. Diğer personelden kolayca fark edilirler. Otobüste muavin ve host veya hostes bulunur, eğer yol uzunsa bir de ikinci kaptan. “Kaptan” otobüsün içince mutlak hakimdir, ne derse yapılır. Diğer personelin çözemediği sorunlarda son söz sahibi odur. Zannedersiniz ki, o otobüsü ondan başka kimse kullanamaz. Yasak olmasına rağmen camını hafif açarak sigarasını (çoğu zaman marka Parliament’dir) tüttürür. Yanındaki telefona dokunarak host veya hostesi çağırır ve içecek bir şeyler ister. Bu halleriyle uçak veya gemi kaptanlarından hiçbir farkları yoktur, en azından karizma olarak.

(daha fazla…)

TANIŞMA YEMEĞİ

Salı, Nisan 27th, 2010

Bu kalemi elime almamdan anlaşılacağı gibi, belli ki “birilerine” “belli konularda” söyleyeceklerim var. Türkiye’de belli konularda söyleyecekleri olanlar birileri tarafından hep yapıcı, bölücü, gerici, ilerici, aydın, liberal, faşist, örümcek kafalı gibi isimlerle anılırlar. Daha en başından söyleyeyim: ben bu kalıpların hiçbirisine göre değilim. Tabi ki, kendimi bir “tarifim” var, içine her türlü malzemenin konacağı bir yemek de değilim. Ama kendini ay kadar aydın tarif edenlerin karanlık yüzlerini, yüzü ileriye dönük olduğu halde ayakları geriye doğru bakanları, nice bölücü diye anılan insanların aslında ne kadar birleştirici ve yapıcı olduklarını ve dünyanın aydınlık kaynağı güneşin aslında ne kadar yakıcı olduğunu gördükten sonra kendi tarifimi açıklamak için biraz beklemeye karar verdim; sabırla bekleyeceğim.

(daha fazla…)

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın