Archive for the ‘KÖŞEYAZILARI’ Category

ÇANKIRI I

Salı, Ağustos 16th, 2011

Karşıdan üç tane çarşaflı geliyordu. Dördüncünüz nerede dercesine ağzımı açmıştım ki boşverip geri kapadım. Dinci olamayacak kadar zengin, laik olamayacak kadar fakir bana neydi politikadan?            Sahi dördüncü neredeydi?

OTOBÜSTE

Pazar, Ağustos 7th, 2011

Şansıbol bir adam sayılmazdı. Otobüsle çıktığı sayısız kazasız belasız yolculuktan sonra bu sefer ölmesinin zamanı gelmişti. Bu düşünceyle kim bilir kaç kez yanak izi bıraktığı camdan başını kaldırdı. Şoförün hemen arkasındaydı yeri. Adam pek güvenilire benzemiyordu. En kolay virajlarda bile otobüsü savuruyordu. Derken otoyol bitti. İki günde bir traş düsturuyla hareket eden bakanlarbaşının meşhur duble yolları başladı. Ne var ki duble yollar solo olarak hizmet vermekteydi. Yaklaşık onar kilometre arayla sırasıyla gidiş ve dönüşler yeniden asfaltlanmaktadı. Şeritler arasına konmuş fosforlu trafik konileri muntazam bir görünüş arz etmiyordu. Kimisi yerinden kaymış, kimisiyse devrilmişti. Şoför bunlara basacak kendi topal ayağımış da kayıp düşecek de kendi biçimsiz gövdesiymişcesine anlamsız manevrakar yapmaya başlamıştı. Halbuki hızını azalsa devrilmiş konileri kendiliğinden ıskalaması mümkün olacaktı. Az önceki düşüncelerinden böylece uyanan şansıbol sayılmayan bir adam bu sefer yaşama sıkı sıkıya sarılmış, koltuğundan sarkmış bir halde hız göstergesini izliyordu. Otobüs keskin dönemeçlere dahi yüzden aşağı girmiyordu. O an kendisini bir rallide yardımcı pilotmuşcasına şoföre direktif verirken hayal ettiyse de bu anlamsız macera düşünden sıyrılması uzun sürmedi. Evet şimdilik Müge’yi unutabilir ve hayata kaldığı yerden, Ulusoy veya Varan’la devam edebilirdi.

LİBERTERYEN KERHANE

Perşembe, Temmuz 28th, 2011

Dikkat: Bu yazı çok sayıda küfür içerir. (+18) 3H (Hürriyet-Hukuk-Hoşgörü) Hareketi’nin düzenlediği Sansürlü Kelimeler ile Yazı Yarışmasına bir yazı göndermiştim. Sonucu bir cümleyle duyurdular, fakat bu süre zarfında başka bir açıklamada bulunmadılar. Üstelik 3H sayfasından soru ve uyarılarıma da cevap vermediler. Ne bir komisyon belli, ne nasıl seçim yapıldığı ne de başka bir şey. Hiçbir şey şeffaf değil. Liberalizmi tanımlayın, dediler. Tanımladım ben de kendi anladığım şekilde. Liberalizmi övün, deseydiler o zaman üzerine methiyeler düzülürdü. Taraflı ve adil olmayan, ilgisiz, adam yerine koymayan tavırlarından ötürü yarışmadan çekildiğimi açıkladım. Yazımın herhangi amaçla yayınlanmamasını söyledim. Öyle ama bu yazıyı okurlarımın okumasını istediğimden bu sayfadan yayınlamaya karar verdim. Son zamanlarda Türkiye’deki sansür uygulamalarına tepki olarak yazdım bu yazıyı. Bir kısım liberaller gibi sınırsız özgürlük olduğunu düşünmüyorum elbette. Amacım bu düşüncemi sınırsız özgürlükçülerle paylaşmak ve onları “bu kadar da olmaz”, “liberaliz dediysek o kadar da değil” noktasına getirmek idi, ki sanıyorum başardım. Buyurun okuyun.

(daha fazla…)

KOPERNK’N PAPA III. PAULUS’A MEKTUBU

Pazartesi, Temmuz 25th, 2011

Ne zaman doğruları söyleme başladığım için en ağır şekilde eleştirilsem, Kopernik’in (Nicolaus Copernicus, 1473-1543) Papa III. Paulus’a yazdığı mektup aklıma gelir. Bu mektubu defalarca okudum ve her okuyuşumda düşünen insanların sadece merkezi otoriteler tarafından değil; insanlar tarafından da neden sevilmediklerini daha iyi anladım. Kellesini koltuğa almış bir adam, ölüm korkusundan olsa gerek, yıllarca eserini yayınlayamamış. Aslında “dindar” bir adam olan Kopernik, gezegen astronomisini çözen adam değildir;  “sadece” daha önce doğru bilinen yanlışları alt üst etmiş, böylece sonra gelenlere yol açmıştır. Orijinal esere bağlı kalmak adına, çevirenin dilbilgisi hatalarına aldırmadan mektubu aynen paylaşıyorum, “bir filozofun spekülasyonlarının kalabalığın yargısından çok farklı olduğunu bilesem de”.

(daha fazla…)

KIBRIS’TA STRATEJİ SAVAŞLARI

Salı, Temmuz 19th, 2011

Kıbrıs’ta sabırlar tükenmeye başladı. Kıbrıslı Rumlar hariç, Türkiye, Kıbrıs Türk halkı ve dünya kamuoyu artık bu sorundan sıkılmış durumda. Çünkü Kıbrıslı Rumlar tüm adayı temsil ettiklerini varsayarak alındıkları AB’de istedikleri gibi at koşturuyorlar. Ancak gelişi yaklaşan büyük ekonomik kriz (Avrupa Odaklı-Amerika bağlantılı) yüzünden herkes kendi derdine düşmüş durumda. Adadaki durumun kimseye faydası yok artık.  Bu yüzden büyük güçler (Amerika-Rusya-Almanya-Fransa) ve Kıbrıs’ın garantör ülkeleri (İngiltere-Türkiye-Yunanistan) adada bir çözüm –kendi istekleri doğrultusunda- gerçekleşmesini  istiyorlar. Çünkü hepsi mevcut durumda çıkarlarını tam kapasite kullanamıyorlar.

İngiltere adada, Akdeniz stratejisi açısından çok önemli bir konumda olan askeri üssünü(Rum tarafını) terketmek istemiyor. Emperyalist zihniyetli bu ülke bu ada üzerinden Ortadoğu-Kuzey Afrika ve Güney Avrupa ile Türkiye(Asya sayılıyor ya)’yi kapsayan geniş bir alanda hareket kabiliyeti yakalıyor. Ancak adayı terk etme vaktinin geldiğini anladığı için çözüm konusunda ayak sürüse de çözüm için kendi çıkarları yönünde politika izleyeceği su götürmez bir gerçektir.  Hatta geçenlerde okuduğum bir gazetede şu iddia ileri sürülmüştü: İngiltere Libya’ya (NATO şemsiyesi altında) saldırılarında bu üsleri kullanmaktaydı. Bu durumda adanın kendileri için ne kadar kritik olduğunu test etme imkanını yakalamış oldular. İngiltere 1960 yılında eski sömürgesi olan bu adayı terkederken bu askeri üssü hatıra bırakmıştı. Garantör ülke olarak bu üs ile statüsünü tescillemiş oluyordu. Tüm bunların yanında, Kıbrıs adası çevresinde yeni keşfedilen devasa doğalgaz kaynakları yüzünden de adanın önemi sömürgeci İngilizler için artmaktadır.

(daha fazla…)

AK-PKK

Pazartesi, Temmuz 18th, 2011

Boşu boşuna ‘Barış’ ve ‘Kardeşlik’ gibi kelimeleri kirletip martaval okumayın. Ülkenin bir bölümünde hak iddia ederek silahlanmış bir örgüt ve bu örgüte siyaseten destek veren bir kitle var. Bunu adı dünyanın her yerinde SAVAŞ’tır. Bu işin 30 senedir sürmesinin nedeni; ağızlarda sakız yapılan ‘Barış’ ve ‘Kardeşlik’ palavralarıdır. Bu işin çözümü ‘Uzlaşma’, ‘Anlaşma’, ‘Ortak Yol’, ‘Demokrasi’ diye inanmak, bu saatten sonra ahmaklıktır.PKK’nın emellerine destek veren PKK’lıdır.Aydın,yazar,türkücü olması bu gerçeği değiştirmez. Türk siyaseti, Türk halkı ve Türk Ordusu 30 senedir bu palavralarla frenlenmiş, eli kolu bağlanmış ve öldürücü yumruğunu vurmasına müsaade edilmemiştir. Sürecin başından sonuna bakıldığında, yıllar içerisinde normalleşen kültürel davranışlar, sağlanan ayrıcalıklar ve pozitif yaklaşımlar, sürekli kapımıza gönderilen şehitlerle cevaplanmıştır. Bu gün bir PKK’lının isteği dil, kültür, eğitim değil, doğrudan doğruya müstakil bir Kürdistan’dır. Bunun adına ‘Demokratik Özerklik’ denmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kısmını bölerek hakim olma fikrini hafifletmez.

Bütün doğu sınırı ülkeler ve Orta Doğu kanla sulanırken ve Recep Tayyip Erdoğan hükümetleriyle BOP süreci tam gaz devam ederken, Anadolu 30 senedir boğazına çökmüş PKK illetiyle bölünmek ve yeni bir Anadolu yaratılarak G.Doğu topraklarında Bağımsız Kürdistan kurulmak istenmektedir.

(daha fazla…)

ALLAH BELANIZI VERSİN

Perşembe, Temmuz 14th, 2011

13 Vatan evladı daha düştü toprağa.  Vatana millete hayırlı olsun. ’Vatan sağolsun. Sevinmesinler diye ağlamayacağım.’  Sloganlar uzar gider. Yeter be! Vatan öyle şehit vererek sağ olmaz. Herkesin ortak acısıymış… Başbakan terör zirvesi yapmış…  Aman ne şaşırtıcı söylemler, eylemler…  Milletin ağzına bir parmak bal çalıp, bak Başbakan konuyu yakın takip ediyor havası yaratarak iki gün sonra gündemi değiştirip, milletin gazını alıp, yanan ocak yandığıyla kalacak. Ergenekon bağlantısı, komutanın hatası, bir kaç uydu videosu komplo teorisi,  çok değil iki gün sonra ‘pampişler’ unutturacak 13 Vatan evladını niceleri gibi.

Daha dün sen değil miydin şehit cenazesini yasaklayan? Daha dün sen değil miydin Habur’da ‘en büyük pkk bizim pkk’ sloganı attıran? Sen değil miydin ulan “açılım, demokratik çözüm” diye bas bas bağıran? Allah belanızı versin… Bu kadar mı basiretsiz olur insan, bu kadar mı aymaz… Bu kadar mı şeref yoksunu, bu kadar mı düşman…  Ne istedin ulan devletimden, gariban milletimden, alafranga tuvaleti asker ocağında gören garip Mehmedimden?Yeter be! Emdiğiniz kan yeter. Sen ve senden önceki ağa babaların çekin kanlı ellerinizi milletimin üstünden.

(daha fazla…)

TEORİ-İLKELER VE GERÇEK

Salı, Temmuz 12th, 2011

Machiavelli’nin Prens’i siyaset felsefesindeki önemini -daha öncesinde “Erdemli toplum nasıl olmalıdır, adil savaş var mıdır, bir hükümdar hem şerefli hem başarılı olabilir mi?” gibi sorulara cevap arayan Plato, Aquinas, Cicero gibi filozofların aksine- siyasetin realist tanımı üzerine temellendirilmiş ilk kuramı geliştirmesine borçludur: yani siyaset, güç ilişkilerinden ibarettir. Machiavelli’nin ‘meşru amaçlar için kullanılan bütün araçların da meşruluk kazanacağı’ gibi aklı-ı selimin dışında bir noktaya taşıdığı bu düşüncesinin aslında siyasetin bugün elde mevcut olanlara göre şekillenmek zorunda olduğu, bu doğrultuda çözümler üretilmesi gerektiğine bakan gerçekçi bir tarafı da vardır.

Yani, araçsal ya da amaçsal olması ayrımı mevcut durum açısından bir önem ifade etmeksizin bütün teoriler, karşılaşılan siyasal meselelere ilişkin ilkesel bir duruş sağlasalar da bu ilkesel duruş çoğu zaman tek başına çözüm üretmekten acizdir. Demek istediğimi somutlaştıracak olursam: hangi partinin daha milliyetçi olduğuna, askerin/PKK’nın hangi durumlarda adam öldürmesinin meşru olacağına, toplumun devletçi olduğuna ve saire ilişkin problemler üzerine yargı ve saptamalarımız siyasetin, üzerine konuştuğumuz siyasi kurumlar bakımından ileriki dönemde nasıl şekillenmesi gerektiği açısından tek başlarına bir anlam ifade etmezler.

(daha fazla…)

ÇETE DEVLET

Pazar, Temmuz 3rd, 2011

Basın gündemi bir ara (seçimden hemen önce), bazı vatandaşların infazını emreden MGK kararlarıyla meşgul oldu. Seçimden sonra da birkaç gazete haber yaptı; ancak seçimdi, meclisti derken unutuldu gitti. Ne utanç verici. Devlet adına hareket eden birkaç kendini bilmez insanın kararı değil bu. Ne bir omuzu kalabalık komutanın ne de bir emniyet müdürünün tek başına aldığı bir karar değil. Devletin en üst düzeyinden bahsediyoruz. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, istihbaratçılar, generaller… Devlet denen kurumun en tepesindeki insanlar oturmuş ve bazı vatandaşların yargısız infaz edilmesi için karar almış. Bize hep “devletin içine çöreklenmiş birtakım çetelerden” bahsettiler. Oysa şimdi çok iyi anlıyoruz ki, devletin bizzat kendisi çete; yani bunca zaman çete devlet tarafından yönetilmişiz. Mafya devlet de diyebilirdim, militan devlet de; ama dilimden çete devlet dökülüverdi.

Artık yakın tarihle hesaplaşmanın vakti geldi. Çete devlet, Türk devletlerindeki Kutsal (sacrosanct) devlet anlayışının bir sonucu; yani devlet vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları bir organizasyon değil de, kendi başına harekete eden, kendi öz tepkiler gösterebilen bir kurum. Kendi devamlılığını sağlayabilmek için gerekirse kendi vatandaşlarını gözünü kırpmadan katleden bir yapı. Bu Osmanlı’da da böyleydi, daha eski Türk devletlerinde de.

(daha fazla…)

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın