TAŞ DEVRİ
Perşembe, Şubat 3rd, 2011
O zamanlar bile kadınlara istediği gibi sahip olamıyordu erkekler… İşin incelikleri vardı, taş devri falan diye hafife almamak lazım… Bu işi ömür billah beceremeyenler vardı!…

O zamanlar bile kadınlara istediği gibi sahip olamıyordu erkekler… İşin incelikleri vardı, taş devri falan diye hafife almamak lazım… Bu işi ömür billah beceremeyenler vardı!…
Uploaded with ImageShack.us
Batılıların terk etmek için çırpındıkları bir çok şeyin bizim memlekette çok alıcısının bulunması çok ilginç bir durumdur.Batılılar belki bilerek belki bilmeyerek,kendi kültürlerine karşı yürütülen o kör düşmanlığa; en değersiz,en zararlı şeylerini ihraç ederek intikam alıyor olabilirler…Kimbilir?…
YAZIYI OKUMADAN ÖNCE VİDEOYU İZLEYİNİZ
Biraz Bekleyiniz (Video Yükleniyor)
İzleyicinin büyük çoğunluğu tarafından sevilmemesinde şaşılacak bir şey yok.Çünkü Yumurta,oldukça tatsız gerçeklerden bahsediyor.Ayrıca katılıma davet ediyor seyirciyi.Manüpülasyon yapmıyor,heyecanlı,sarsıcı olmak için kendini zorlamıyor.Filmin meramı olan o tatsız,tuzsuz gerçekler,gündelik hayatın hayli sıradan sayılabilecek olguları içinde sunuluyor.
Bu, yukarıdaki karikatürle ilgili bir yazıdır. Sol taraftaki burnu ve kulağı küpeli adamla sağdaki burnundan ve kulağından kıllar fışkıran adam hakkında..
İlk olarak bunlardan birinin sağ tarafta diğerinin sol tarafta olmasının onların temsil ettiği siyasal görüşlerle bir alakası olmadığını belirtmeliyim. Karikatürün bu şekilde düzenlenmiş olmasının tek nedeni okunmasını kolaylaştırmaktır.
Veresiye satan: Gül bakalım gül!.. O dötünle göbeğinle yakında şekerin kolestrolün çıksın, tansiyonun yükselsin,tekerlekli sandalyeye mahkum ol. O zaman görecez kim kime gülüyo.. Hamal eskisi sonradan görme seni!.. Peşin satan: Hey yan taraftaki!.. Biliyor musun sen yalnızca veresiye verdiğin için batmadın. Sende ticaret kafası yok oğlum… Hep ölü yatırımlar yaptın. Ho ho ho ho ho ha ha ha ha!…
Durun bakalım bir tahmin edeyim bu 1980’li yılların ortalarına kadar hemen her esnafın ikonu haline gelen “veresiye satan-peşin satan” resminin kaç yıllık olduğunu..Tahminime göre bunu yapan bir türk ressamı da değil. 19. yüzyıl Avrupasında hiçbir sanatsal kaygı güdülmeksizin, tümüyle pratik bir amaç için,yani veresiyeci müşterilerle vakit kaybetmek istemeyen esnaf ve tüccarların ticarethanelerine asılmak amacıyla yapılmış.Bu nedenle resmin her iki sahnesi de verilen mesajı en kolay anlaşılır ve en etkili şekilde tasarlanmış…yoksul esnaf zayıf,çelimsiz,yırtık dökük yamalı elbisesi ile,mutsuz bir yüz ve endişeli ruh halini dışavuran elini başına götürmüş bir jestle betimlenmiş.Buna karşın peşin verense mutlu ve işleri tıkırında görünsün diye rahat bir şekilde koltuğa oturtulmuş, dirseğini masaya dayaması ve vücut ağırlığını masaya vermiş olması,endişeden uzak, rahat bir ruh halinin ifadesi.Yakasındaki gül,o zamanlardan kalma bir moda mıydı yoksa çapkınlık çağrışımı mı yapıyor? Aklıma Marlon Brando’nun canlandırdığı Don Corleone’un ikide bir sürekli yakasında duran gülü koklaması geliyor. Yine iri göbeğini daha gösterişli hale getiren yeleği ve o zamanlar şaşmaz bir zenginlik simgesi olan zincirli köstekli saat.Puro içiyor!…Hala patronlar ağzındaki puro ile çizilmez mi karikatürlerde?Kasanın üst gözünde silindir gibi gözüken şeyler de tapular,çeşit çeşit kıymetli evraklar falan olmalı.Alt gözde deste deste paralar.Ve elini bir çeşit saz ya da gitar çalar gibi tutuyor.Keyfine diyecek yok…İçinden şarkı söylemek geliyor!… (daha fazla…)

Doğuştan bir hayvansever olduğumuz halde sonradan bu duyguyu yitiriyoruz.Hatta öyle yitiriyoruz ki, bizlerin , daha ince düşünebilme yetisi gibi ufak bir farkla onlardan ayrılan hayvanlar olduğumuz gerçeğini büsbütün unutuyoruz. (daha fazla…)
