Archive for the ‘Emrah AYHAN’ Category

KIBRIS’TA STRATEJİ SAVAŞLARI

Salı, Temmuz 19th, 2011

Kıbrıs’ta sabırlar tükenmeye başladı. Kıbrıslı Rumlar hariç, Türkiye, Kıbrıs Türk halkı ve dünya kamuoyu artık bu sorundan sıkılmış durumda. Çünkü Kıbrıslı Rumlar tüm adayı temsil ettiklerini varsayarak alındıkları AB’de istedikleri gibi at koşturuyorlar. Ancak gelişi yaklaşan büyük ekonomik kriz (Avrupa Odaklı-Amerika bağlantılı) yüzünden herkes kendi derdine düşmüş durumda. Adadaki durumun kimseye faydası yok artık.  Bu yüzden büyük güçler (Amerika-Rusya-Almanya-Fransa) ve Kıbrıs’ın garantör ülkeleri (İngiltere-Türkiye-Yunanistan) adada bir çözüm –kendi istekleri doğrultusunda- gerçekleşmesini  istiyorlar. Çünkü hepsi mevcut durumda çıkarlarını tam kapasite kullanamıyorlar.

İngiltere adada, Akdeniz stratejisi açısından çok önemli bir konumda olan askeri üssünü(Rum tarafını) terketmek istemiyor. Emperyalist zihniyetli bu ülke bu ada üzerinden Ortadoğu-Kuzey Afrika ve Güney Avrupa ile Türkiye(Asya sayılıyor ya)’yi kapsayan geniş bir alanda hareket kabiliyeti yakalıyor. Ancak adayı terk etme vaktinin geldiğini anladığı için çözüm konusunda ayak sürüse de çözüm için kendi çıkarları yönünde politika izleyeceği su götürmez bir gerçektir.  Hatta geçenlerde okuduğum bir gazetede şu iddia ileri sürülmüştü: İngiltere Libya’ya (NATO şemsiyesi altında) saldırılarında bu üsleri kullanmaktaydı. Bu durumda adanın kendileri için ne kadar kritik olduğunu test etme imkanını yakalamış oldular. İngiltere 1960 yılında eski sömürgesi olan bu adayı terkederken bu askeri üssü hatıra bırakmıştı. Garantör ülke olarak bu üs ile statüsünü tescillemiş oluyordu. Tüm bunların yanında, Kıbrıs adası çevresinde yeni keşfedilen devasa doğalgaz kaynakları yüzünden de adanın önemi sömürgeci İngilizler için artmaktadır.

(daha fazla…)

DEĞER SİSTEMİMİZDE AŞKIN YERİ

Perşembe, Haziran 30th, 2011

“Neden insanlar en çok umutsuz kaldıklarında ve herşeyin anlamını yitirdiğini düşündükleri anlarda aşık olurlar?” Ben aşka inanıyorum; demek istediğim, nasıl birşey olduğunu biliyorum. Ancak iyi birşey mi kötü birşey mi olduğundan emin değilim. Yine de iyi bir şey olduğuna olan inancım daha ağır basıyor. Sanırım bu doğru insana aşık olup olmamakla alakalı…

Nietzsche’ye göre hayat anlamsızdır. Onu anlamlandıran biz insanlarız; çünkü herşeyin anlamsız ve boş şeyler olduğu gerçeği bizi delirtebilir. Örneğin, bir kedi yavrusuna bakıp sevimli, tatlı kavramlarını ona yükleyen yine biz insanlarızdır. Bence aşk da böyle… Bir insana yüklenen değerlerin bütününe aşk diyebiliriz. Bu yüzden de aşık olunan insan en tepeye yerleştirilir. Yani, Nietzsche’ye göre aşk da bizim hayatı anlamlandırma çabalarımızın sonucunda çıkan bir kavram olabilir. Ne olursa olsun, hayatı değerler üzerine yaşamak en güzeli. Tam bu aralar bazı sebeplerden (duygusal çalkantılar)hayatın anlamlılığını (ya da anlamsızlılığımı) sorgularken yaşadığım bu süreci başkalarının da yaşadığını öğrendim ve bu konuda yanlız olmadığıma sevindim. Hatta bugün herkesin bir kitabını okumuş olabileceği ya da en azından adını çok duyduğu Tolstoy’u okurken onun da bu süreçten geçtiğini bilmem beni rahatlattı. Tolstoyu’n Hz. Muhammed hakkında kitap yazdığını çoğumuz duymamışızdır. Bu kitabı okurken onun hayatın anlamını akılla bulma çabasını daha sonradan bundan vazgeçip aklına anlayamayacağı şeylerin(inanç,duzenin kurucusu) varlığını kabul ettiğini anladım.

(daha fazla…)

AK PARTİ’NİN “MEŞRUİYET” SORUNSALI

Perşembe, Mayıs 26th, 2011

Sizce de Demokrat Parti ve Adalet ve KalkınmaPartisi’nin arasında büyük benzerlik yok mu? Demek istediğim, Demokrat Parti’nin iktidarda kaldığı 1950-1960 arası dönemde gerçekleşen olaylar ile 2002-2011 arasında korkutucu bir benzerlik yok mu? Muhalefetin benzeri görülmemiş taktiklerle susturulması(kaset,dinleme vs.), muhalif gazetecilerin tutuklanması, basılmamış kitapların toplanması, gazetelere ve gazete sahiplerine uygulanan baskılar(vergi cezaları,geçici kapamalar vs.), öğrencilerin gösterileri ve yumurtalı saldırıları, TSK’nın haklı veya haksız sürekli yıpratılmaya çalışılması… Bu benzerlikler gerçekten beni çok korkutuyor.Nitekim Mehmet Akif şöyle demişti:

“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”(M.Akif)

AKP’nin iktidarı döneminde yaptıkları iyi şeyleri asla görmezden gelemeyiz. Türkiye’nin ekonomik ve politik gücündeki devasa artışı kimse inkar edemez. Ancak konu; demokrasi, düşünce ve ifade özgürlüğü, azınlıklar ve insan haklarına geldiğinde AKP neden duraksıyor?

(daha fazla…)

KIBRIS’DA OYNANAN SİYASİ OYUNLAR!

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Yıllar önce ODTU Kuzey Kıbrıs Kampusunde okurken bir yazı yazmıştım.Tam da o zamanlar Türk ve Rum tarafları görüşmelere başlamışlardı. CTP ve Akel (solcu partiler) halkların kardeşliği söylemiyle bu görüşmeye başlamışlardı. O zaman bu görüşmelerden dolayı ümitlenmiştim, çünkü birkaç kapı açıldı iki taraf arasında. Daha sonra karşılıklı geçişlerde bazı kolaylıklar sağlandı. Ancak daha sonradan farkettimki bunlar Rumlar tarafından taktiksel bir politiaydı. Çünkü Annan planına hayır diyen Rum tarafı, uluslararası politikadaki kötü imajını düzeltmek zorundaydı. Bu şekilde adada çözüm istiyoruz imajı yarattılar. Bence Rumlar gayet realist bir yaklaşımla ve bazı AB ülkesi üyelerin desteğiyle büyük bir başarıya imza attılar. Önce Annan planına evet diyeceklerini söyleyerek tüm dünyaya çalım attılar… Bunun ödülü de AB’ye girmek oldu. Ezilenler yeniden Türkler oldu. Sadece Kıbrıslı Türkler değil; çünkü sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye girmesi en çok Türkiye’yi etkiledi. Çünkü Kıbrıslı Türkler izolasyonlara rağmen her halükarda Türkiye tarafından desteklenmektedirler. Şu anda Kıbrıs yüzünden AB müzakere başlıklarından 8 tanesi açılamamaktadır.

(daha fazla…)

VITA ACTIVA: HASTA ADAM AVRUPA

Salı, Mayıs 17th, 2011

Bir zamanlar Osmanlı’nın son yüzyıldaki durumunu tanımlamak için kullanılan “hasta adam” tabiri şu aralar Avrupa Birliği için sıkça kullanılıyor. Avrupa’da yükselen milliyetçilik,ülkelerin ferdi davranmaya başlaması ve üye ülkelerde artan ekonomik problemler bu söylemi doğrular nitelikte. Ancak bize hasta gibi görünen Avrupa, biz birliğe girmekten vazgeçtiğimizde bir anda ayaklanıp benim birşeyim yok diyen numaracı hastalar gibi yapar mı? Ya da hastalığı geçici bir rahatsızlık mı? Şuanda Türk politilacıların ağzından düşmeyen bir tabir bu. Ben tam olarak ne yaptıklarını anlayamıyorum. Böyle söyleyerek aynı zamanda AB müzakerelerine neden devam ediyorlar peki? Bu şekilde AB’nin bizi müzakerelerden vazgeçirmek için tasarlıdığı bir tuzağa düşmez miyiz?

Bana göre Avrupa Birliği hâla küresel bir aktördür. Ancak bu durum şu anda birlikte ortaya çıkan tehlikeli problemleri görmezden gelmemiz anlamına gelmiyor. Örneğin, Yunanistan’daki derin krizden sonra Portekiz,İspanya ve İrlanda da başgösteren problemler Avrupa ekonomik bölgesinin geleceği açısından bütük tehlike oluşturuyor. Ayrıca, Fransa’nın fevri olarak AB kararını beklemeden tek taraflı Libya’ya müdahelesi; buna ek olarak, Danimarka’nın Schengen serbest dolaşım anlaşmasına tamamen aykırı olarak sınırlarda kontrollere yeniden başlama kararı malesef AB’nin birlik ruhuna tamamen aykırıdır. Ve de AB’de çatlamalara sebep olmaktadır. Özellikle Yunanistan örneğinde bu çatlamalar daha fazla derinleşmektedir.Çünkü, Yunanistan’ın iflasını açıklayarak Euro bölgesinden çekilmesi ortak para birimi olan Euro’ya büyük bir darbe indirecektir.İşte bu yüzden üye ülkeler Yunanistan’a kredi konusunda yardım etmektedirler ancak buna daha ne kadar devam edecekler bilemiyorum. Almanlar daha ilk kredi meselesi görüşüldüğünde isyan etmeye başladılar.Ileride diğer ülkelerin “artık herkes başının çaresine baksın”,”benim sorunum bana yetiyor” demeyeceğini kimse garanti edemiyor. (daha fazla…)

VITA ACTIVA: TÜRKİYE İÇ POLİTİKASINA DAİR

Pazartesi, Eylül 27th, 2010

Son zamanlarda Türkiye’deki gelişmeler beni bir hayli heyecanlandırmış durumda. İç politikada “Demokratik Açılım” adı altında Kürt meselesinde meydana gelen gelişmeler ve Anayasa değişikliği için yapılan referandum, öte yandan dış politikada izlenen çok yönlü politika çerçevesinde Türkiye’nin süper güçler ligine girme hırsı benim geleceğe bakış açımı değiştirmiş durumda.                                                            Yazar : Emrah Ayhan (27.09.2010)

Bu yazımda öncelikle iç politikadaki önemli değişmelere değinmek istiyorum. Sıcağı sıcağına gerçekleşmiş olan BDP-AKP görüşmesi gerçekten şu anda gündemi en çok meşgul eden konulardan biridir. Olması da normaldir, çünkü bu ülkenin en büyük iç sorunu bu meseledir. Karşımızda anayasa değişikliği referandumunu boykot edip ikileme düşen ve kendisini Kürt halkının temsilcisi olarak gören BDP; diğer yanda iktidar partisi olarak bu ülkenin bütün unsurlarını ve onların görüşlerini barındırdığını her seferinde dile getiren AKP. Önceleri “kart kürt” ile başlayan Kürt tartışmalarının, bugün Kürt meselesi olarak adlandırılıp alelade meclisteki iki parti tarafından gözler önünde görüşülmesi bana göre geç kalınmış bir durumdur. Gönül isterdi ki bu durum iki tarafın ve masum sivillerin kanları dökülmeden gerçekleşseydi. Henüz sonuçlanmamış olsa da, Kürt meselesinde yaşanan olumlu gelişmeler çerçevesinde PKK’nın kritik bölgelerden adamlarını çektiği ve ateşkesi uzatacağı haberleri ve AKP’nin açıkça meseleye yönelik cesurca gerçekleştirdiği adımlar ve müzakereler; iki tarafın da bu işin artık sonuçlanması isteğinin ne kadar şiddetli olduğunun göstergesidir. Ancak, bu sürecin baltalanması ihtimalinin üzerine bir de ben parmak basmak istiyorum. Hakkari’deki 9 kişinin ölümüne sebep olan mayın tuzağı iki tarafın da (Ordu ve PKK) birbirini suçlamasına karşın hala bir muammadır bana göre. Gereksiz yere kaynaklarımızın teröre aktarılmasının durdurulup, bu kaynakların eğitim ve hizmete yatırılmasının bu ülkeyi ne kadar ileriye getireceğini herkes tahmin edebilir. Eminim bu müzakereler sonucunda, Almanya’daki azınlık statüsündeki Türklerin anadilde eğitim hakkını savunurken; Türkiye’deki asli unsurlardan olan Kürtlerin anadilde eğitim hakkını inkâr etmenin çelişkisi ortadan kaldırılacaktır. Bunları, Kürt kökenli olmasına rağmen anadilini öğrenemeyen bir birey olarak büyük bir içtenlikle istiyorum.

(daha fazla…)

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın