Archive for the ‘Uğur ALTUNDAL’ Category

DÜŞLERİN BAŞLANGICI

Cumartesi, Ağustos 20th, 2011

Eski aşk hikayelerini unutmaya başladığımız bir sonbahar yanlızlığı başlıyor, başlayalı çok olmuşsa da bu yalnızlık sonbaharı yaşamaya devam ediyor. Küçük bir oda düşlüyorum, bir divan ve sehpanın ancak sığabileceği ufacık bir oda…   Sanki buradan dışarı hiç çıkmamışım gibi. Onlarca yemek artığı ve kitaplar bana eşlik ediyor. Tanımadığım bir bakıcı her öğlen otelden artan yemeklerden bana bir kaç kap dolusu getiriyor ve karnımı doyurabiliyorum. Hiç arkadaşım yok, buraya nereden geldiğimi bile hatırlamıyorum. Otel görevlisi beni haftada bir, iyiliğimi düşündüğünü söyleyerek, dışarı atıyor ve bir kaç saati dışarıda geçirmemi istiyor.

Dışarıda kimsecikler yok, sonbaharın sadece benim yalnızlığım olmadığını düşünüyor, boş caddelerin tadını doyasıya çıkarırcasına dolaşıyorum 6.caddeyi. 7.caddeyi arıyorum; bulamıyorum. Sonunda oturacak  ağaç bir bank gözüme çarpıyor.

(daha fazla…)

TEORİ VE HAYAT

Cuma, Ocak 21st, 2011

Bir üniversite öğrencisinin final haftasını “atlatması” zihninin huzura kavuşması için yegane koşul olsa gerek. Dün biten final sınavlarım beni de böyle bir rahatlığa kavuşturdu. Hayat denen bir şey var dışarıda; başka bir deyişle,  düşüncenin dışında bir varlık daha var. Teorik tartışmaların, makale eleştirilerinin ve politikanın insanı kendi sonsuz zihnine hapsedişininin bir sınırı yok. Bu durumu her farkedişimde akademiye, salt düşünceye son verip; fiziksel dünyaya, doğaya ayak basmaya başlamalıyım diye düşünüyorum. Nitekim bugün bunun bir örneğini parkta kuşlara ve köpeklere yiyecek verirken yaşadım. Siyaset teorisinin hiçbir kavramınıyla karşılaşmadım kahverengi minik serçelerin cıvıltısını dinlerken; ama ne yalan söyleyeyim “kendiliğinden düzen” kavramı şimdi aklıma geliyor. Aslında problem Descartes’ın madde ve zihin ayrımından başlıyor, bunların birbirini nasıl etkilediğini açıklayamazken.

(daha fazla…)

KUŞKU ÜZERİNE

Salı, Eylül 7th, 2010

“Bir çağın dini, bir sonrakinin edebi eğlencesidir.”                                                            Ralph Waldo Emerson

Felsefe denilen şey, gizli veya ortada olan ‘gerçek’liğin araştırılması, bulunması, görülmesi işi olabilir ve bunun sonucunda felsefeyle ilgilenen bireyin bilgeliğe ulaşması gibi bir beklenti doğabilir. Öyledir ki, kuşkuyla başlayan bir sürecin sonunda o insan şeylerin doğası üzerine düşünür; varlık, yokluk, düşünce, yaratıcı gibi çok sayıda başlık üzerine uslamlamaya, yani akıl yürütmeye başlar. Lakin, beklentinin çoğunlukla gerçekleşmediği eleştirisi ilk önce bu düşünürler tarafından ortaya koyulur. Çünkü daha önce tümüyle kavradığını sandığı şeylere ilişkin onlarca kuruntu ortaya çıkar; düşünür de kuşku duymayı artık alışkanlık haline getirmiştir. Her bir yargı, önyargı olarak değerlendirilecektir, ister bilimsel ister ‘gerçek’ olsun. Öte yandan, eğer bir başka düşünür herhangi konuda ‘kesin’ bir sonuca ulaştıysa, bu onun kendi sanılarını başkalarına benimsetmeyi amaçladığı şeklinde yorumlanır. Üstelik kuşku penceresinden başka pencere de kalmamıştır.

Kafa karıştırmaya gerek yok, bunu açıklarken çok uzaklara gitmeyeceğim.

(daha fazla…)

BİR GECE VAKTİ

Cuma, Ağustos 27th, 2010

Uzaklardayım, çok uzaklarda..

Teknoloji’nin gerçekliğe bu kadar uzak olması mıdır beni rüyada olduğuma inandıran? “Gerçeklik” nedir, onu da bilmiyorum. Kendimden uzakta bir yerlerdeyim, kendimi arıyor muyum, emin değilim; umuyorum ki rastlarım ona.

Düşünce alemine girer bir çok insan ve düşünür, insanlığından uzaklaşarak. Pratik düşünme değil burada bahsettiğim; sosyal çevresinden, ailesinden, hayattan, dünyadan ve “gerçeklik”’ten vazgeçilerek gelinen bir alemdir bu. Soyut bir memleketi vardır yıldızların arasında. İşte ben bu düşünce alemiyle  “gerçek” alem arasındayım, ne soyutlaştırabiliyorum kendimi ne de somutlaşabiliyorum. Sanki bir karabasan hareket etmemi engelliyor. Kıpırdamaya çalışıyorum, sonra vazgeçiyorum hayata dönmekten. Tanrıyı düşlüyorum, ona da yaklaşamıyorum etrafındaki itici mıknatıstan. O bana yaklaşsa ben uzaklaşıyorum doğal olarak. Mıknatısın aynı tarafı mıyız, yoksa atmosferlerimiz mi uyuşmuyor anlamadım.

(daha fazla…)

Özgür Toplum ve Türkiye

Cuma, Mayıs 28th, 2010

Özgür toplum ideali birçok düşünür tarafından ele alınmış; farklı fikri temeller çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Bir kısım sol görüşlü ‘aydın’ özgür topluma ulaşmanın ancak eşitlikçi temellerden yola çıkılarak mümkün olabileceğini iddia etmiş; fakat insanlık tarihinde yaşanılan deneyimler göstermiştir ki bu sol totaliter eğilimler insanların kalıplaştırılmasına, çeşitliliklerin kısıtlanmasına sebebiyet vermiştir. Burada ifade etmeliyim ki, sağ veya sol totaliter eğilimler ve de devlete yüklenen ekonomik ve ideolojik roller devlet iktidarını kendine has, özerk görmeye itmiş; ‘devlet hareketleri’nin bireyden ve toplumsal gruplardan uzak (hatta onlara karşıt) demokrasi dışı uygulamalara yol açmıştır. Bu noktada özgür toplumun varolabilme ihtimali için devletin rolü güvenlik ve adalet ile sınırlandırılmalıdır.

(daha fazla…)

‘YALAN’ ÜZERİNE ALTERNATİF BİR DENEME

Cuma, Nisan 2nd, 2010

Yalan kelimesi ile ilgili  yaklaşımlar veya araştırmalar minumum düzeyde kaldığı için bu yazım bir derlemeden çok, kendi düşündüklerimden ve düşündüklerimin temellendirilmesinden şekillenecek. Hakkında pek fazla kaynak bulamadığımız bu kelimenin farklı anlamlarda kullanıldığını görüyoruz. Örneğin yalancılık “söylediğini yapmamak, verdiği sözü tutmamak, dolayısıyla namussuzluk, şerefsizlik, kandırıkçılık, vs.“ anlamlarda kullanılıyor.  Fakat benim bu kelimeye yüklediğim anlam, yukarıdaki anlamların yansımalarından ve fraksiyonlarından  ibaret değil; aksine bunlara zıt çağrışımları da ortaya çıkarmaktadır. (daha fazla…)

Ben Külüstür Bir Adamım

Salı, Ocak 5th, 2010

‘Yalan’ üzerine alternatif bir deneme yazdığım şu günlerde, gündemden uzak kalmamak adına bu yazıyı kaleme aldım. Neyin eksik, neyin fazla, neyin ne olduğuna karar veren; kendi ‘doğru’ larından taviz vermeyen insanlar bu yazıyı isterlerse okumasınlar! (daha fazla…)

6′dan 7.50′ye*

Cuma, Aralık 11th, 2009

blueua

Bir Cuma sabahı başlıyorum karalamalarıma. Kafamda hafif bir kulaküstü (Taç tipi) kulaklık ile yumuşak ama rock’tan da yumuşak olmayan müzik/şarkı/solo ne derseniz onlardan dinliyorum. Sokaklara karşı protest tavrımı fikren ortaya çıkarma yolunda ilerliyorum, bugün belki bunu duvaryazıları ile süsleyemiyorum; ama yarınların beni molotof kokteylli bir anarşist silüetinde görmesi için kurgulanışını kendime paronaya ediniyorum. (daha fazla…)

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın