Archive for the ‘KÖŞEYAZILARI’ Category

Sözcük Kerhanesi

Pazartesi, Ocak 30th, 2012

En son Aydın’dan, ondan önce Bitlis’ten, Manisa’dan, Sivas’tan, Artvin’den ve Van’dan gelen haberlerle, son 10 yılın en iğrenç olaylarını soğukkanlılıkla okuyor, izliyor ve hayatımıza devam ediyoruz. Markette kasiyer, çarşıda domates-biberci, resmi kurumda memur, öğretmen hatta müezzinler çıkıyor meydana ve ilkokul çağında, 8–10 yaşındaki çocuklara sırayla tecavüz ediyorlar. (daha fazla…)

CÜBBELİ HADİSESİ! TAHT KAVGASINDAN İBARETTİR

Pazar, Aralık 18th, 2011

Ara vermek istedim bir süre… Farklı daha tutarlı çalışmalar yapabilmek adına. Fakat olmuyor gündemden uzak kalıp kendimi bir dağ köyüne mahkum etmeye çalışsam da, içimdeki muhalif ruh kimseyi bulamasa,   köyün muhtarına isyan edip beni bana bırakmıyor. Hal böyleyken gördüğümüzü anlatmamak mümkün değil malesef.

Gündemde onca konu varken, Kısaca ‘Cübbeli Ahmet’ olayına değinmek istiyorum.

‘Cübbeli Ahmet’  yani “Ahmet Mahmut Ünlü” aylar öncesinde bahsetmiştim. Dinler kişilere indirgendiğinde yozlaşırlar. Din uhlevi kalmalıdır. Hristiyanlık en büyük darbeyi kendi reformlarından yemiştir. Din adamlarının ‘ruhani’ bir boyuta taşınması, ilk anda popülist bir aktivite olsada, 19 asır itibarı ile içi çürüyen, kendi kendini kemiren bir canavara dönüşmüştür. Devrin şartlarında namümkün olan birçok uygulama dini yozlaştırarak, insanları itmeye başlamıştır. Buna en bariz örnek: ‘kilise tacizleri’ verilebilir. Hertürlü zevkin tanımını çocukluktan itibaren istem dışı dahi öğrenen zihniyeti, yaşam boyu tutmanın çok zor olduğu bir oruça mahkum etmenin bu bariz sonuçları doğuracağı aşikardı. Vatikan bu hatadan dönmenin yollarını aramakta buna yönelik kendi gömdüğü sözde yazıtlar vasıtası ile bu durumu çözümlemeye çalışmaktadır. Bunu yaparken ise Protestan-Ortodoks cemaati pay çıkarmamak için zamana yaymaktadır. Kıbrıs güneydoğu civarı ‘Barnabas’ arayışları bu gayeye ulaşmak içindir.

Keza yahudilik temelde kendi içine kapanarak evrensel olma imkanını kaybetmiş ve yer altı ruhani bir yapıya bürünerek ise insanları ürkütecek boyutta uzaklaştırmıştır. Bunda ‘siyonizm’ etkisi net deşifre edilerek kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

İslam ise dinler içerisinde en genç ve diğer tüm dinlerin ortak paydalarınıda içinde bulundurduğundan muhakkak ki ömrü daha fazla olacaktır. Ömrü tükendiğinde ise Ahir-vakit gelecek inanışı müthiş bir sağlamadır. İslam düşünsel olarak kolay çökertilemeyecek bir dindir. Felsefi tüm sorulara bir cevap bulabilen tek dindir. Kelime oyunları ile köşeye sıkıştırılmaya çalışılsa da, bilgisi geniş ulemanın ‘delil’e dayalı net cevapları ile bu sorular itibarsızlaştırılmıştır.

‘Yıkılamayan kale içten fethedilir’. Müslüman kardeşlerin Hazretleşmesi , İran devrimi, suud kralların Ehli beyt olarak kabulü v.b  gibi küçük hatalar,  islam dünyasında derin yaralar açmıştır. Bu bilinçli hataların ardında derin komploların oluşu başlıca bir konudur.

İslam üzerine oynanan oyunlar geçtiğimizin son çeyreğinden itibaren hızlanmış top yekün seferberlik misali islam dini üzerine çullanmıştır. Cahil yoksul bırakılan islam dünyası hataya zorlanmıştır. Bir çok yerde enginizasyona tabi islam toplumu malesef bu komploya alet olmuştur.

İslamiyetin doğduğu Arap dünyası helak bir haldedir. Gelir dağılımdaki adaletsizlik zengin fakir tüm toplumu sefalet ve rezalet yaşam şartlarına sürmüştür.  Örneğin; bu coğrafyada gelir seviyesi yüksek insanların büyük çoğunluğunun,  eşcisellik başta olmak üzere  fantazi arayışları, islam tabiatı ile uyuşmadığından dinin yozlaştığı algısı yaratmaktadır.  Bu bilinen gerçeğin dillendirilmemesinin tek nedeni, islamın beşiğinin bu kara ile karalanmaması gerektiğine inanılmasındandır. Fakat artık mızrak çuvala sığmamaktadır.

Konuların üzerinden teğet geçerek, İslam dünyasının yükselen yıldızı Türkiye’ye dönmek istiyorum. Muhteşem Osmanlı’nın çürümeye başlaması ile islam yara almaya başlamıştır. Konuyu detaylandırmamaya çalışarak bu süreci konu başlıkları ile vurguluyorum. İslam kişilere indirgenerek, kişisel hatalar dine fatura edilerek hedef din islam, her geçen gün yara almaya devam  etmektedir. 28 ŞUBAT bu durumun en bariz örneklerindendir. Sözde ‘islam önderlerinin’ ahlak dışı davranışları malesef dine mal edilmiştir. Yükselen cemaatçilik, misyonunu aşmak zorunda kalmıştır. Liderleri ise isteyerek veya istemeyerek bu sürecin bir parçası olarak sembolleşmek zorunda kalmışlardır. Kimi zaman ‘ilahlaşmak’ ‘ruhani’ bir hal almak istem dışı dahi de olsa, malesef kontrol edilemeyen bir güç haline geldiğinden, kendine çıkan bir merdiven misali kısır döngüye mahkum olmuştur. Bu döngü yine islamın maneviyatına inen bir darbedir.

İşte bu bağlamda ülkenin en prestijli komedyeni ile kıyaslanan bir din adamı, büyük çoğunluğun sempatisini kazanan mükemmel bir zekayı dahi uzun zaman önce direkt olarak kaleme almış, bu ağır misyonu yüklenmesinin hata olduğunu belirtmiştim. Bu bir ‘ben haklıydım’ yazısı değildir. Bu satılmış medyanın ve her şeyin başı yönetim yani iktidarın derin komplosunun deşifresidir. Farkında olmadan yine dine büyük bir darbe vurulmuştur. Ey iftiracı röntgenci hükümet; devletin tetikçi kullanmasını görmüştük, sayenizde telekulak, şantajcı,komplocu kullandığınıda gördük…

Cübbeli olayını biri yazsın, söylesin diye bekledim fakat memlekette deli yada delikanlı kalmadığından konuyu ifşa etmeyi görev bildim. Cemaatin tamamının bildiği gerçek kol kırılır yel içinde kalır denilerek gizlenmiştir. Polis ve savcılık zaten bürokratik maşadır. Medya ise hükümet tarafından sindirilmiştir.

Lafı bukadar dilendirdikten sonra nihayet sonuçtayız. Cübbeli olayı; Mahmut Usta Osmanoğlu’ndan boşalacak koltuğun halefinin belirlenmesi adına düzenlenmiş bir entrikadır. ‘Şahin kanatın’ Fethullah Gülen cemaati imkanları ile Cübbeli’yi saf dışı bırakmasıdır. Bu olaya hükümette alenen çanak tutmuştur. Sözde durum sonrası GÜLEN cemaati ile çatlak olmuş havası verilerek her zamanki gibi, süreci kendi adına ılımanlaştırma politikasını devreye koymuştur.

Bu sürecin sonunda muhtemelen İsmail ağa cemaati bölünecektir. Bu bölünme kimseye yaramayacağı gibi sadece Fethullah Gülen hareketine yarar sağlayacaktır. Zararı ise islam dinine mal olacaktır.

MHP kaset skandalları,  Bülent Arınç suikast iddiaları gibi, fındık kabuğu meselelerden kişi ve kurumlara derin darbeler vurulmaya devam edilmektedir. Vurulan her darbe  maddi olduğundan daha fazla manevi bir yaradır. Sorumluları kendi vicdanlarına havale ediyorum.   İsmail ağa cemaatine birlik olma çağrısını borç biliyorum. ‘Ahmet Hocama’ ise islam dinine bugüne kadar olan katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. En kısa sürede ‘Ömer ‘ adaleti ile nasiplenmesini diliyorum. İktidar ve Gülen cemaatine ise islah olmalarını, en azından ‘delikanlı’ olmalarını öneriyorum.

Bu günlükte gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım düşündüklerim bundan ibaret. Önceki ifadelerim gibi buda geçerlidir. Kayda geçsin.  Kaptanın seyir defteri kendi kaleminden, seyir devam ediyor. Saygılarla…

İlk Şehidin Mektubu

Pazartesi, Ekim 24th, 2011

Ana,

Sana bu mektubu Mehmet Şah’la birlikte yazıyorum. Öncelikle ellerinden ve gül yüzünden hasretle öpüyorum. Biraz öfkeliyim, beni bir tek sen anlarsın diye yazıyorum ana. Bu mektubu yazmak şart oldu. Şimdiden söyleyeyim; kusuruma bakmasınlar ana. (daha fazla…)

Cevşen

Cuma, Ekim 14th, 2011

Boynumda bir cevşen var. Ankara Hacı Bayram cami avlusunun arka tarafındaki tabakhanelerden birine gidip, kendim yaptırmıştım. Üç kat ince deriyi üçgen şeklinde kesmişler, cebimden çıkarıp verdiğimi içine kat kat edip koymuşlar (daha fazla…)

CHP’DE SON TAKLİT “SİYASET OKULU”…

Pazartesi, Ağustos 29th, 2011
CHP,eski merkez binasını ‘Siyaset Okulu’ yapacaklarını, siyaset yapacak kişilerin buradan yetişeceğini dün itibariyle açıkladılar..  Hepimiz de haberlerde izlerken şahit olmuşuzdur muhtemelen.                                                                                                                                              * * *                                              Seçimden önce..
Deniz Bakanlığı, Yurtdışı Bakanlığı kuracaklarını, Askerliği 6 ile 9 ay’a indireceklerini vaadettiler.
*
*
*
*
Seçimden sonra da..
Siyaset okulu..
Muhakkak ki bilgi paylaşıldıkça güzeldir ancak tüketen bir ülkeye üretmeyen bir lider fazla, Üretin,üretin,üretin diyorum.
Hak ve Eşitlik Partisinin doktorininde ne yazıyorsa CHP alıp “biz yapacağız” diye söylüyor.
Osman Pamukoğlu Paşa iyi ki siyasete girmiş diyorum ben de, yoksa bunların vaadedecekleri hiçbirşey yokmuş seçmenine.
Osman Paşam dikkat Kemal Bey sıkı takipte…

DÜŞLERİN BAŞLANGICI

Cumartesi, Ağustos 20th, 2011

Eski aşk hikayelerini unutmaya başladığımız bir sonbahar yanlızlığı başlıyor, başlayalı çok olmuşsa da bu yalnızlık sonbaharı yaşamaya devam ediyor. Küçük bir oda düşlüyorum, bir divan ve sehpanın ancak sığabileceği ufacık bir oda…   Sanki buradan dışarı hiç çıkmamışım gibi. Onlarca yemek artığı ve kitaplar bana eşlik ediyor. Tanımadığım bir bakıcı her öğlen otelden artan yemeklerden bana bir kaç kap dolusu getiriyor ve karnımı doyurabiliyorum. Hiç arkadaşım yok, buraya nereden geldiğimi bile hatırlamıyorum. Otel görevlisi beni haftada bir, iyiliğimi düşündüğünü söyleyerek, dışarı atıyor ve bir kaç saati dışarıda geçirmemi istiyor.

Dışarıda kimsecikler yok, sonbaharın sadece benim yalnızlığım olmadığını düşünüyor, boş caddelerin tadını doyasıya çıkarırcasına dolaşıyorum 6.caddeyi. 7.caddeyi arıyorum; bulamıyorum. Sonunda oturacak  ağaç bir bank gözüme çarpıyor.

(daha fazla…)

SİZE GÖRE SİYASET NEDİR SAYIN ALTAYLI ?

Perşembe, Ağustos 18th, 2011
18 Ağustos Habertürk Gazetesi’ndeki, terörle mücadelede ”Osman Paşa Gibisi Lazım” başlığı altında kaleme aldığınız köşeyazınızı okudum ve tespitlerinizin bir kısmını gerçekten çok beğendim. ”Osman Paşa Gibisi Lazım”, evet, bu konuda size yüzde yüz katılmaktayım. Osman Paşa’nın iradesi gibi askeri bir irade ve Osman Paşa gibi aşırı derecede dayanıklı, hırslı ve dediğini yapmadan başladığı işten vazgeçmeyen bir komutan lazım. Ancak kötü siyasetçi cümlesine gelince onu sizinle tartışmak isterim. Burayı biraz açalım; Kime göre ya da neye göre kötü siyasetçi ? Siyasetin bir tanımı da hepimizin de bildiği gibi, ”Bir takım maharet ve hünerlerle, çoğu kez dürüst veya ahlaki olmayan şekilde uygulamalarla karakterize edilen etkinliklerdir.”  Diğer bir tanımla ise, ”Yaşanılan zaman veya gelecek için kararlar almak ve uygulamak, koşullar ve verilerin ışığında alternatifler arasında seçilen eylem veya eylemleri ortaya koymak,belirlenen yöntem veya biçimlerde uygulamaktır.”

Şimdi bu iki tanımdan yola çıkarak ülkemizde uygulanan siyasetten öncelikle
terör ile ilgili olanlarına örnekler verelim.

ÇANKIRI II

Çarşamba, Ağustos 17th, 2011

herkes oruç tutuyor.

benimse karnım gurulduyor.

geçenlerde sel bastı,

dün gece yıldırım düştü,

elektrikler kesildi.

bugün bankanın önünde tabancalar çekildi.

ama nihayet eve çıkabildim.

ÇANKIRI I

Salı, Ağustos 16th, 2011

Karşıdan üç tane çarşaflı geliyordu. Dördüncünüz nerede dercesine ağzımı açmıştım ki boşverip geri kapadım. Dinci olamayacak kadar zengin, laik olamayacak kadar fakir bana neydi politikadan?            Sahi dördüncü neredeydi?

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın