BİLİM VE DİN
Salı, Ocak 4th, 2011
Mikrofonu eline alışından insanların önünde konuşmaya alışık olduğu belliydi, ama konuşmasının bir ana fikri ve sorusu olmadığından da Türk olduğu net biçimde anlaşılıyordu. Oradan, buradan, kurdan, iktisattan, politikadan, aslında vakit bulduğu ölçüde her alandan konuştu. Özgüveni şaşırtıcıydı, aslında ukalalığa çoktan varmıştı. Dünyanın en büyük bilginlerinden bile daha kesin ve kendinden emin konuşuyordu. Seyirci kitlesine, onu kendisini dinleyerek başlarının göğe ereceğini anlatmaya çalışıyordu. Cümleleri kesindi. Hurafelerden bahsetti, ancak bahsettiği İslam’dı. Dinleyicilerin çoğunluğunun en azından sosyolojik olarak Müslüman olduğunu bildiğinden din eleştirisini tam olarak isimlendirmedi. Evrimden, hatta evrime inanmanın faziletlerinden bahsetti. Tam bir pozitivistti, her ne kadar kendisi farkında olmasa da bilim anlayışı tamamen Newton Fiziğine, yani klasik fiziğe dayalıydı. Aydınlanmacı bir zihniyeti vardı, ona göre her birimiz aydınlanmamış, hala hurafelere inanan zavallı yaratıklardık. 21. asır sözünü çok kullandı, ancak bilimsel atıflarının çoğunluğu 18. asra ,iyi ihtimalle 19. asra aitti. Kendisini dinlerken bir kere daha cevaplamaya çalıştığım temel sorularımdan bir tanesini düşünüyordum ben de: Neden imamlar da dahil olmak üzere eline mikrofonu veya kalemi alan herkes bu toplumun temel değerlerine sövmeye başlar? Bu kompleks nereden geliyor?
Bu yazıda bu soruya cevap bulmaya çalışmayacağım, aklımın erdiği kadarıyla bilim tarihi ve bilim felsefesinden bahsetmeye çalışacağım. Bakalım ortaya ne çıkacak!
- RUHNAME – ÖMER EFE
Alican KUTLU
Arslantürk, Murat Serdar -Sessiz Sedasız-
BİR.PLAYBOYUN GÜNLÜĞÜ -ZORBEY
Emrah AYHAN
Furkan AYTUĞAN
Hakan İPEK
MertFatih KESGİN
UğurALTUNDAL
V. Alp EREN
MİZAH VE KARİKATÜR
ParaDOXİA – Gizli Kadın'ın Saklı Köşesi
VİDEO KLİPLER – MÜZİK DİNLE – TIKLA İZLE








