TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDEN TÜRKİYE CEMAATİNE.

Bir kitap okudum, hayatım değişti diye başlamıştı Orhan Pamuk bir romanında.

Biz de bir iddianame okuduk, hayatımız değişti. Bir ulusal harekat planı yazdık, hayatımız değişti. Bir telefon görüşmesi yaptık, teknik takibe takıldı ve hayatımız değişti. Hayatımızı okuduklarımız, öğrendiklerimiz, konuşmalarımız değiştiriyor.                                                               Ancak bizi değiştirenler okuduklarımız, öğrendiklerimiz ve konuştuklarımız değil; okuyamadıklarımız, öğrenemediklerimiz ve konuşamadıklarımız oluyor.

Değişimin kitabını bekliyorduk, nihayet geldi.

‘Talimat, cemaatten’

“Her kritik birimde cemaatin irtibatı ve sorumlusu yer almış, İstihbarat ve KOM ve diğer birimlerin bilgi işlem birimleri büyük oranda cemaatten oluşmuştur. Emniyete ait tüm arşiv ve bilgiler cemaat arşivine taşınmıştır. İstihbarat ve KOM’da teknik ve amir kadro büyük oranda cemaat elemanı konumunda veya cemaatten gelen talimata uymaktadır.”                       “Cemaatin her kurumu ‘imam’ adını verdiği bir kişi eliyle yönetiliyor. Öğrendiğim kadarıyla MİT, ordu, yargı ve milletvekilleri içerisinde imam konumunda kişiler bulunmaktadır” . Ve cemaatin emniyetteki imamının da ‘Kozanlı Ömer’ kod adlı Osman Hilmi Özdil olduğunu açıklıyor.”       ”Masrafları Başbakanlık örtülü ödeneğinden karşılanan ve İçişleri Bakanlığı Sivil Toplum Kuruluşlarını Destekleme Derneği’nin il temsilcileri ve merkez koordinatörleri Ömer Beyin emniyet teşkilatına bakan ekibi tarafından oluşmaktadır. Teşkilat mensuplarıyla yapılan ikili görüşmeler zaman zaman bu dernek merkezinde yapılmaktadır. Teşkilatla ilgilenen sivillerin bir kısmı ve eşleri Samanyolu Koleji, Turgut Özal Derneği, Maltepe Dersanaleri ve özel okullarımızda görev yapmaktadır. Arkadaşlarımızdan sorumlu siviller bürokraside ve değişik birimlerde istihdam edilmektedir.”

BENİ DE DİNLEDİLER: İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan randevu aldım. İstihbarat Dairesi’nin kanunsuz dinleme yaptığını hatta yalnızca beni değil birçok kişiyi dinlediğini, özellikle emniyet ve İçişleri Bakanlığı yöneticilerini isim vererek dinlediklerini söyledim.
BAŞBAKAN HAREKETE GEÇMEDİ: Başbakan’ın Başdanışmanı’na olayı anlattım. Cemaatin nerelere kadar sızdığını, ülkenin güvenliğini ve insanların özgürlüklerinin tehlikede olduğunu anlatmaya çalıştım. Zaman geçmesine rağmen hareket görmeyince bu kitabın bir an önce yazılması gerektiğine inanıp yazmaya karar verdim.
KİM YÖNETİYOR?: Manzara korkunç; devlet adamları devleti yönetmiyor, Emniyet Genel Müdürü ve İçişleri Bakanı haklı olduğunu bildiği kişiyi, doğruluğundan emin olduğu davayı savunamıyor.
EMNİYET’TE CEMAATİN SUÇ ALETLERİ VAR: Şimdi açıkça adres veriyorum, hukuksuz dinleme ve izlemeler var, bunları dilekçemde belirttim. İstihbarat Dairesi’nde cemaatin özel cihazları, elde ettikleri her türlü kanunsuz dinleme materyalleri mevcut, buralar neden aranmaz? Kozmik odanın aranmasında kimliği belli olmayan bir ihbarcı vardı, burada açıkça ihbar ediyorum. İstihbarat Daire Başkanlığı’nda arama yapılsa, demirbaşa kayıtlı olmayan cemaatin kendine ait özel dinleme ve izleme aletleri bulunacağından hiç tereddüdüm yoktur.
BAYKAL’IN KASETİ: Baykal’ın gizli kamerayla çekilen görüntülerini içeren kaset olayını kim yaptı, niçin yaptı? Baykal başbakan adaylarından biriydi. Baykal başbakan olsaydı ve ülke için kritik karar arifesinde birileri çıkıp elimizde bu görüntüler var, eğer şöyle davranmazsanız bunları kamuoyuyla paylaşacağız deseydi durum ne olurdu? Acaba kaç bakan, kaç genel müdür, kaç komutan veya onların eşleri ve çocukları hakkında da bu veya benzeri görüntüler mevcuttur? Bu olayın ilk benzeri Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel’e yönelik hazırlanmıştı, bugün bu olayı cemaatin yaptığından en ufak şüphem yok.
DEVLET ELE GEÇİRİLMİŞ: Devlet bir örgütün elemanlarınca ele geçirilmiş. Olay bir örgütün, cemaatin devlet içerisindeki elemanları vasıtasıyla yürüttüğü örgütsel bir faaliyettir, karşımızdaki kişiler polis, hâkim ve savcı değil, örgütün-cemaatin elemanlarıdır.
ERGENEKON’UN VARLIĞI ŞÜPHELİ: Ergenekon’un varlığı konusunda yazılı belge, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur.
DANIŞTAY’A DELİL YOKTU: Polisin istihbarat birimlerindeki Ergenekon’u ortaya çıkarma çabasına tüm vahim olayları Ergenekon’a bağlama şeklindeki cemaatten gelme anlayış eklenince bir anda Danıştay olayı ciddi hiçbir delile dayanmadan Ergenekon’a bağlandı.
İLK OPERASYON: Adli işlemlerde ilk anormallik Van Rektörü Yücel Aşkın hakkındaki dava ve Şemdinli iddianamesi ile başladı ama o an pek fark edilmedi.

SABRİ UZUN’U CEMAAT TASFİYE ETTİ: Onun her isteneni yapmayacak, istendiği gibi iş yaptırılamayacak biri olduğunu anlaşan cemaat değişmesini istemiş, adına sahte raporlar düzenlenip hakkında asılsız ihbar mektuplarıyla yapratılmak istenmiş, astları tarafından takip edilerek eldre edilen bilgiler farklı yerlere servis edilmişti.
DANIŞTAY-ERGENEKON BAĞI YOK: Danıştay olayında faillerin Ergenekon’la ilişkilendirilmesini Ahmet ve Şammaz (Demirtaş) yani İstanbul İstihbarat Şubesi desteklememiştir. Bunun yanlış olduğunu, eldeki delillerle böyle bir bağlantının kurulamayacağını, aksine Alparslan Arslan’ın eylemden önce ve sonra Şeyh Salih Kunter ile irtibat kurduğunu savunmuşlardır.
EMİN ASLAN KOMPLO KURBANI: Emin Bey’e (bir uyuşturucu kaçakçısı ile ilişkisi olduğu için yargılanan eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı)  komplo kuruldu. Emin beye yönelik dosya Emniyet’te oluşturulurken, daha sonra dosyaya bakacak olan Savcı Mehmet Berk’in bilgi sahibi olması sağlandı. Dosyanın Savcı Berk’e düşmesi sağlandı.
MUSTAFA GÜLCÜ CEMAATE TAVIR ALMIŞTI: (Gülcü) teşkilat içerisindeki cemaatçi yapıya karşıydı ve çok şiddetli biçimde buna tavır alıyordu. Fakat aynı zamanda hükümetin de iyi adamıydı. Neden silinmesine göz yumuldu. Gülcü Ergenekon operasyonları dolayısıyla mahkemenin sorduğu soruya, istenenin aksine, bu örgütün kayıtlarda olmadığını yazmıştı.

Bunları Orhan Pamuk yazmadı ve dolayısıyla, okuduğumuz için hayatımız değişmedi.Bunları Hanefi AVCI yazdı ve ‘Okuyamadığımız için değişen hayatımızı’ okuyoruz. Hanefi AVCI kimdir? Ne romancı, ne köşe yazarı, ne gazeteci ne de siyasetçi.

Hanefi Avcı Kahramanmaraş’ta 1956’da doğdu. Ankara Polis Koleji’nden sonra Polis Enstitüsü’nü ve 1980 yılında da Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Başkomiser olduğu 1983’te ünlü altın kaçakçılığı dosyasını ortaya çıkardı.Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı’yken Susurluk Komisyonu’na verdiği ifadelerle dikkat çekti.Susurluk komisyonun’da birçok siyasetçi, mafya babası, devlet görevlisinin adını zikreden Hanefi Avcı, bu beyanlarından ötürü suçlandı.
Hanefi Avcı, 1997’de Genelkurmay’ı dinleme skandalına adı karıştığı gerekçesiyle başka göreve atandı, daha sonra açığa alındı.
Avcı, açılan bir davada MİT Müsteşarlığı’nın telefonlarını deşifre ettiği gerekçesiyle yargılanıp tutuklandı. Kısa bir süre sonra serbest bırakılan Hanefi Avcı, emniyetteki görevine mahkeme kararıyla geri döndü.
Avcı, 2003 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı’nda bulundu. 2005’te geçici olarak Edirne İl Emniyet Müdürlüğü’ne atandı.2006’da asaleten Edirne İl Emniyet Müdürü olarak göreve başladı. Kapıkule Gümrük Kapısı’nda çok sayıda memurun katıldığı yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna imza attı. Hanefi Avcı son olarak Haziran 2009’da Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Ve burada görev yapmaya devam ediyor.


the attachments to this post:

2
2

1
1


No Comments so far.

Leave a Reply

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın