Headlines

CÜBBELİ HADİSESİ! TAHT KAVGASINDAN İBARETTİR

Avrupa’da kriz derinleşirken sol da kendi içinde hesaplaşıyor

Bill Gates Microsoft’a geri dönüyor mu

İlk Şehidin Mektubu

CÜBBELİ HADİSESİ! TAHT KAVGASINDAN İBARETTİR

Posted in: GÜNCEL, KÖŞEYAZILARI, Ömer EFE - RUHNAME | Comments (0)

Ara vermek istedim bir süre… Farklı daha tutarlı çalışmalar yapabilmek adına. Fakat olmuyor gündemden uzak kalıp kendimi bir dağ köyüne mahkum etmeye çalışsam da, içimdeki muhalif ruh kimseyi bulamasa,   köyün muhtarına isyan edip beni bana bırakmıyor. Hal böyleyken gördüğümüzü anlatmamak mümkün değil malesef.

Gündemde onca konu varken, Kısaca ‘Cübbeli Ahmet’ olayına değinmek istiyorum.

‘Cübbeli Ahmet’  yani “Ahmet Mahmut Ünlü” aylar öncesinde bahsetmiştim. Dinler kişilere indirgendiğinde yozlaşırlar. Din uhlevi kalmalıdır. Hristiyanlık en büyük darbeyi kendi reformlarından yemiştir. Din adamlarının ‘ruhani’ bir boyuta taşınması, ilk anda popülist bir aktivite olsada, 19 asır itibarı ile içi çürüyen, kendi kendini kemiren bir canavara dönüşmüştür. Devrin şartlarında namümkün olan birçok uygulama dini yozlaştırarak, insanları itmeye başlamıştır. Buna en bariz örnek: ‘kilise tacizleri’ verilebilir. Hertürlü zevkin tanımını çocukluktan itibaren istem dışı dahi öğrenen zihniyeti, yaşam boyu tutmanın çok zor olduğu bir oruça mahkum etmenin bu bariz sonuçları doğuracağı aşikardı. Vatikan bu hatadan dönmenin yollarını aramakta buna yönelik kendi gömdüğü sözde yazıtlar vasıtası ile bu durumu çözümlemeye çalışmaktadır. Bunu yaparken ise Protestan-Ortodoks cemaati pay çıkarmamak için zamana yaymaktadır. Kıbrıs güneydoğu civarı ‘Barnabas’ arayışları bu gayeye ulaşmak içindir.

Keza yahudilik temelde kendi içine kapanarak evrensel olma imkanını kaybetmiş ve yer altı ruhani bir yapıya bürünerek ise insanları ürkütecek boyutta uzaklaştırmıştır. Bunda ‘siyonizm’ etkisi net deşifre edilerek kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

İslam ise dinler içerisinde en genç ve diğer tüm dinlerin ortak paydalarınıda içinde bulundurduğundan muhakkak ki ömrü daha fazla olacaktır. Ömrü tükendiğinde ise Ahir-vakit gelecek inanışı müthiş bir sağlamadır. İslam düşünsel olarak kolay çökertilemeyecek bir dindir. Felsefi tüm sorulara bir cevap bulabilen tek dindir. Kelime oyunları ile köşeye sıkıştırılmaya çalışılsa da, bilgisi geniş ulemanın ‘delil’e dayalı net cevapları ile bu sorular itibarsızlaştırılmıştır.

‘Yıkılamayan kale içten fethedilir’. Müslüman kardeşlerin Hazretleşmesi , İran devrimi, suud kralların Ehli beyt olarak kabulü v.b  gibi küçük hatalar,  islam dünyasında derin yaralar açmıştır. Bu bilinçli hataların ardında derin komploların oluşu başlıca bir konudur.

İslam üzerine oynanan oyunlar geçtiğimizin son çeyreğinden itibaren hızlanmış top yekün seferberlik misali islam dini üzerine çullanmıştır. Cahil yoksul bırakılan islam dünyası hataya zorlanmıştır. Bir çok yerde enginizasyona tabi islam toplumu malesef bu komploya alet olmuştur.

İslamiyetin doğduğu Arap dünyası helak bir haldedir. Gelir dağılımdaki adaletsizlik zengin fakir tüm toplumu sefalet ve rezalet yaşam şartlarına sürmüştür.  Örneğin; bu coğrafyada gelir seviyesi yüksek insanların büyük çoğunluğunun,  eşcisellik başta olmak üzere  fantazi arayışları, islam tabiatı ile uyuşmadığından dinin yozlaştığı algısı yaratmaktadır.  Bu bilinen gerçeğin dillendirilmemesinin tek nedeni, islamın beşiğinin bu kara ile karalanmaması gerektiğine inanılmasındandır. Fakat artık mızrak çuvala sığmamaktadır.

Konuların üzerinden teğet geçerek, İslam dünyasının yükselen yıldızı Türkiye’ye dönmek istiyorum. Muhteşem Osmanlı’nın çürümeye başlaması ile islam yara almaya başlamıştır. Konuyu detaylandırmamaya çalışarak bu süreci konu başlıkları ile vurguluyorum. İslam kişilere indirgenerek, kişisel hatalar dine fatura edilerek hedef din islam, her geçen gün yara almaya devam  etmektedir. 28 ŞUBAT bu durumun en bariz örneklerindendir. Sözde ‘islam önderlerinin’ ahlak dışı davranışları malesef dine mal edilmiştir. Yükselen cemaatçilik, misyonunu aşmak zorunda kalmıştır. Liderleri ise isteyerek veya istemeyerek bu sürecin bir parçası olarak sembolleşmek zorunda kalmışlardır. Kimi zaman ‘ilahlaşmak’ ‘ruhani’ bir hal almak istem dışı dahi de olsa, malesef kontrol edilemeyen bir güç haline geldiğinden, kendine çıkan bir merdiven misali kısır döngüye mahkum olmuştur. Bu döngü yine islamın maneviyatına inen bir darbedir.

İşte bu bağlamda ülkenin en prestijli komedyeni ile kıyaslanan bir din adamı, büyük çoğunluğun sempatisini kazanan mükemmel bir zekayı dahi uzun zaman önce direkt olarak kaleme almış, bu ağır misyonu yüklenmesinin hata olduğunu belirtmiştim. Bu bir ‘ben haklıydım’ yazısı değildir. Bu satılmış medyanın ve her şeyin başı yönetim yani iktidarın derin komplosunun deşifresidir. Farkında olmadan yine dine büyük bir darbe vurulmuştur. Ey iftiracı röntgenci hükümet; devletin tetikçi kullanmasını görmüştük, sayenizde telekulak, şantajcı,komplocu kullandığınıda gördük…

Cübbeli olayını biri yazsın, söylesin diye bekledim fakat memlekette deli yada delikanlı kalmadığından konuyu ifşa etmeyi görev bildim. Cemaatin tamamının bildiği gerçek kol kırılır yel içinde kalır denilerek gizlenmiştir. Polis ve savcılık zaten bürokratik maşadır. Medya ise hükümet tarafından sindirilmiştir.

Lafı bukadar dilendirdikten sonra nihayet sonuçtayız. Cübbeli olayı; Mahmut Usta Osmanoğlu’ndan boşalacak koltuğun halefinin belirlenmesi adına düzenlenmiş bir entrikadır. ‘Şahin kanatın’ Fethullah Gülen cemaati imkanları ile Cübbeli’yi saf dışı bırakmasıdır. Bu olaya hükümette alenen çanak tutmuştur. Sözde durum sonrası GÜLEN cemaati ile çatlak olmuş havası verilerek her zamanki gibi, süreci kendi adına ılımanlaştırma politikasını devreye koymuştur.

Bu sürecin sonunda muhtemelen İsmail ağa cemaati bölünecektir. Bu bölünme kimseye yaramayacağı gibi sadece Fethullah Gülen hareketine yarar sağlayacaktır. Zararı ise islam dinine mal olacaktır.

MHP kaset skandalları,  Bülent Arınç suikast iddiaları gibi, fındık kabuğu meselelerden kişi ve kurumlara derin darbeler vurulmaya devam edilmektedir. Vurulan her darbe  maddi olduğundan daha fazla manevi bir yaradır. Sorumluları kendi vicdanlarına havale ediyorum.   İsmail ağa cemaatine birlik olma çağrısını borç biliyorum. ‘Ahmet Hocama’ ise islam dinine bugüne kadar olan katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. En kısa sürede ‘Ömer ‘ adaleti ile nasiplenmesini diliyorum. İktidar ve Gülen cemaatine ise islah olmalarını, en azından ‘delikanlı’ olmalarını öneriyorum.

Bu günlükte gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım düşündüklerim bundan ibaret. Önceki ifadelerim gibi buda geçerlidir. Kayda geçsin.  Kaptanın seyir defteri kendi kaleminden, seyir devam ediyor. Saygılarla…

köylüzade @ Aralık 18, 2011

Avrupa’da kriz derinleşirken sol da kendi içinde hesaplaşıyor

Posted in: GÜNCEL | Comments (0)

Avrupa’da kriz giderek derinleşirken, solun kendi içindeki hesaplaşmalar da hız kazanıyor. Son olarak Yunanistan Komünist Partisi, İspanya Komünist Partisi’nin de içinde bulunduğu Birleşik Sol ve Avrupa Sol Partisi’ni topa tuttu.

Merkezinde İspanya Komünist Partisi’nin (PCE) bulunduğu Sol Birlik (Izquerida Unida, IU) 20 Kasım’da yapılan genel seçimde oyların yüzde 6,9’unu alarak 11 milletvekili çıkartmıştı. Bu, blokun 1996’dan beri aldığı en iyi sonuç oldu.

Aynı zamanda Avrupa Sol Partisi (ELP) başkanlık heyetinin de üyesi olan İspanya Komünist Partisi, devam eden ekonomik krizle ilgili reform taleplerini ön plana çıkartmasıyla dikkat çekiyor. “Daha iyi yönetilen” bir kapitalizm talebine karşılık gelen reformist çizgi, kıta çapında ELP tarafından temsil ediliyor. Avrupa’daki ekonomik krizin odak noktasında duran Yunanistan’da ise komünistler, sosyalist bir iktidar talebiyle mücadelelerini yürütüyorlar.
İspanya seçimlerinin ardından günlük gazetesi Rizospastis’te (Radikal) bir değerlendirme yazısı yayımlayan Yunanistan Komünist Partisi (KKE), “Sol Birlik’in, seçmenleri, kapitalist sistemin ‘daha iyi yönetilebileceği’ yanılsamasına mahkum ettiğini” ileri sürdü. Bunun üzerine KKE’ye bir açık mektup yollayan PCE eleştirileri reddederek, IU’nun antikapitalist bir programa sahip olduğu savundu. PCE, mektubunda mevcut kriz şartlarında, 21. yüzyılın sosyalizmi alternatifine ulaşmak üzere solun birbirine daha fazla yakınlaşması gerektiğini ifade etti.

KKE, eleştirisinin gerekçelerini anlattı
PCE’nin mektubu üzerine eleştirisinin gerekçelerini açıklayan KKE ise, “İspanya Komünist Partisi’nin, temel belgelerinde ‘AB ilkelerini’ savunmayı benimseyen ve kapitalizmin yönetilmesine yönelik bir konuma yerleşmiş bulunan ‘Avrupa Sol Partisi’ başkanlık divanında yer alıyor olması bile kendi başına bir cevaptır” dedi.

Mektupta IU’nun seçim programının neden anti-kapitalist bir içeriğinin olmadığı ise oldukça ayrıntılı bir şekilde açıklanıyor. Programda, kapitalizmin krizinin bir “borç krizi” olarak tanımlandığı ve emekçilerin borcun yeniden yapılandırılması ve AB tarafından tahvil çıkartılmasından kazancı olacağı fikrinin savunulduğunu ortaya koyan KKE, “bu kapitalist düzenin açmazlarını aşmak iddiasıyla uydurulan yönetim ‘şarlatanlığı’ değilse nedir” diye sordu. KKE ayrıca Yunan halkının AB tarafından çıkartılan tahvillerle ilgili deneyimlerinin pek de hoş olmadığını ifade etti.

IU’nun seçim programının AB emperyalizmini desteklemeye odaklandığını belirten mektup, IU’nun çabasının AB’yi dağıtmak değil, onun kurtarılmasını ve “düzeltilmesi”ni savunmak yönünde olduğunu ifade ediyor. IU programı, “AB anayasa modelinin tamamen değişmesi gerektiği”, “AB’nin mevcut dış politikasının değişmesine bağlı kalınması” gibi başlıkları içeriyor. KKE ise, PCE ve koalisyon örgütü IU’yu “tek bir yerde bile devletlerarası bu emperyalist birliği sorgulamamak” ve “AB’den çıkma gerekliliğine hiçbir yerde işaret etmemek”le suçluyor.

“AB üye devletlerin kamu borçlarını üstlenmeli”
IU’nun seçim programında “krize çözüm” olarak “AB’nin üye devletlerin kamu borçlarını üstlenmesi ve spekülasyonu önlemek üzere gerekli miktarda tahvil çıkartması gerektiği” savunuluyor. KKE, bu yaklaşımı AB’nin halktan yana bir karakter kazanabileceği ve AB eliyle krizin işçi sınıfı ve emekçiler lehine bir “çözüm”e kavuşturulabileceği yanılsamasını yarattığı için sert bir şekilde eleştiriyor. KKE, PCE’ye yazdığı mektupta “AB’nin hücreleri tekeller, omurgası ise sermaye egemenliğidir; AB düzeltilemez” diyor.

“Özelleştirmeler şeffaf ve demokratik biçimde yapılmalı”
KKE, PCE’ye yazdığı mektupta “şu ifade ‘kapitalizmin iyi yönetilmesi’ iddiasına işaret etmiyorsa neye ediyor” diye soruyor. Bahsi geçen ifade IU’nun seçim programındaki şu cümle: “Özelleştirme süreci başlayacak olursa IU, sendikalar ve toplumsal hareketlerle işbirliği içinde bu kararın hiç değilse şeffaf ve demokratik bir biçimde, etkilenen yurttaşların katılımıyla gerçekleştirmesini talep ederek bu sürece karşı mücadele edecektir.”

(soL – Dış Haberler)

köylüzade @ Aralık 18, 2011

Bill Gates Microsoft’a geri dönüyor mu

Posted in: TEKNOLOJİ | Comments (0)

Bill Gates nihayet beklenen açıklamayı yaptı. Efsane isim Microsoft’un başına geri mi dönüyor?

Yazılım devi Microsoft’un efsane patronu ve dünyanın en zengin insanı Bill Gates’in tekrar Microsoft’un başına geçip geçmeyeceği uzun zamandır tartışılıyordu.

Ancak Gates, tüm bu tartışmalara nokta koyarak Microsoft’un başına geri dönmek gibi bir düşüncesinin olmadığını açıkladı. Kendini hayır işlerine adadığını ve çalışmalarını yine bu alanda devam ettireceğini kaydeden Gates, Bill and Melinda Gates Foundation çatısı altında yardıma muhtaç insanlara ulaşmaya çalışacaklarını belirtti.

Steve Jobs’la ilgili düşüncelerini de paylaşan Gates’e “iPhone kullanıyor musunuz” sorusu yöneltildiğinde Gates net bir şekilde “Hayır” cevabını vererek sözlerini şöyle noktaladı: “iPhone kullanmıyorum; Windows Phone’lu telefonlar gayet fantastik.”

köylüzade @ Aralık 18, 2011

İlk Şehidin Mektubu

Posted in: GÜNCEL, KÖŞEYAZILARI, KÖŞEYAZILARI, Murat Serdar Arslantürk -Sessiz Sedasız- | Comments (0)

Ana,

Sana bu mektubu Mehmet Şah’la birlikte yazıyorum. Öncelikle ellerinden ve gül yüzünden hasretle öpüyorum. Biraz öfkeliyim, beni bir tek sen anlarsın diye yazıyorum ana. Bu mektubu yazmak şart oldu. Şimdiden söyleyeyim; kusuruma bakmasınlar ana. Devamını Okumak İçin Tıklayınız…

Murat Serdar Arslantürk @ Ekim 24, 2011

Cevşen

Posted in: KÖŞEYAZILARI, KÖŞEYAZILARI, Murat Serdar Arslantürk -Sessiz Sedasız- | Comments (0)

Boynumda bir cevşen var. Ankara Hacı Bayram cami avlusunun arka tarafındaki tabakhanelerden birine gidip, kendim yaptırmıştım. Üç kat ince deriyi üçgen şeklinde kesmişler, cebimden çıkarıp verdiğimi içine kat kat edip koymuşlar Devamını Okumak İçin Tıklayınız…

Murat Serdar Arslantürk @ Ekim 14, 2011

CHP’DE SON TAKLİT “SİYASET OKULU”…

Posted in: KÖŞEYAZILARI, Konuk Yazarlar | Comments (0)

CHP,eski merkez binasını ‘Siyaset Okulu’ yapacaklarını, siyaset yapacak kişilerin buradan yetişeceğini dün itibariyle açıkladılar..  Hepimiz de haberlerde izlerken şahit olmuşuzdur muhtemelen.                                                                                                                                              * * *                                              Seçimden önce..
Deniz Bakanlığı, Yurtdışı Bakanlığı kuracaklarını, Askerliği 6 ile 9 ay’a indireceklerini vaadettiler.
*
*
*
*
Seçimden sonra da..
Siyaset okulu..
Muhakkak ki bilgi paylaşıldıkça güzeldir ancak tüketen bir ülkeye üretmeyen bir lider fazla, Üretin,üretin,üretin diyorum.
Hak ve Eşitlik Partisinin doktorininde ne yazıyorsa CHP alıp “biz yapacağız” diye söylüyor.
Osman Pamukoğlu Paşa iyi ki siyasete girmiş diyorum ben de, yoksa bunların vaadedecekleri hiçbirşey yokmuş seçmenine.
Osman Paşam dikkat Kemal Bey sıkı takipte…

Yalan Gazetesi @ Ağustos 29, 2011

ANİ HARABELERİ UNESCO’YA ADAY

Posted in: KÜLTÜR & SANAT | Comments (0)

Türkiye-Ermenistan sınırında yer alan Ani Harabeleri, UNESCO dünya kültür mirası listesine girmeye aday gösteriliyor. Kars Kültür ve Turizm Müdürü Hakan Doğanay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kars’a 42 kilometre uzaklıktaki Ani Ören Yerinde Firikler, Urartular, Anadolu Selçukluları ve Osmanlıların yaşadığını söyledi.

Ani şehrinin eskiden bir ticaret merkezi olduğunu anlatan Doğanay, Ani’de ipek yolunun en canlı olduğu dönemde nüfusunun İstanbul ile aynı olduğunu belirterek, “Ani Anadolu’dan Kafkaslara geçişte son noktadır. Ani şehri önemini en son Ermenistan depreminden sonra zarar görerek yitirmiştir. İpek Yolu da önemini kaybetmeye başlayınca Ani önemini yitirmeye başlamıştır” dedi.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız…

Yalan Gazetesi @ Ağustos 20, 2011

ENRİCO MACİAS 13 EYLÜLDE İSTANBUL’DA

Posted in: KÜLTÜR & SANAT | Comments (0)

Şarkılarının Türkçe versiyonlarıyla Türk müzikseverlerin gönlünü kazanan Cezayir asıllı Fransız şarkıcı Enrico Macias, 13 Eylül’de Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde severleriyle buluşacak. Enrico Macias, geçmişten bugüne en çok sevilen şarkılarını seslendireceği konserde, hayranlarına eşsiz bir müzik ziyafeti sunacak. 50′nin üzerinde albüm ve “Zingarella”, “La Guitare”, “Aie Aie Aie”, “Solenzara”, “Le Femme De Mon Ami” gibi onlarca unutulmaz şarkısı ve 80′in üzerinde şarkısının Türkçe versiyonlarıyla Türk müzikseverlerin gönlünde ayrı bir yere sahip olan Enrico Macias, İstanbulluları bir kez daha etkilemek için 13 Eylül’de Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde olacak.

Sadece Fransa’da değil, pek çok ülkede tanınan ve sevilen ünlü sanatçının 80′in üzerinde şarkısı, özellikle 1960′lı ve 1970′li yıllarda Fecri Ebcioğlu, Fikret Şenes ve Ülkü Aker’in yazdığı Türkçe sözlerle ünlü sanatçılar tarafından okundu.

Yıllardır Türkiye’de verdiği konserlerinde büyük bir sevgiyle karşılaşan sanatçı, konserinde Ajda Pekkan, Nilüfer, Yeliz, Seyyal Taner, Erol Evgin, Ayla Algan, Füsun Önal, Selçuk Ural, Gönül Yazar, Berkant, Ferdi Özbeğen, Engin Evin, Hümeyra, Tanju Okan gibi ünlü isimlerin söylediği “Hoşgör sen”, “Bu ne dünya kardeşim”, “Arkadaşımın aşkısın”, “Olmaz olsam”, “Aşka veda” gibi unutulmaz şarkılarını bir kez daha söyleyecek.

Yalan Gazetesi @ Ağustos 20, 2011

DÜŞLERİN BAŞLANGICI

Posted in: KÖŞEYAZILARI, KÖŞEYAZILARI, Uğur ALTUNDAL | Comments (1)

Eski aşk hikayelerini unutmaya başladığımız bir sonbahar yanlızlığı başlıyor, başlayalı çok olmuşsa da bu yalnızlık sonbaharı yaşamaya devam ediyor. Küçük bir oda düşlüyorum, bir divan ve sehpanın ancak sığabileceği ufacık bir oda…   Sanki buradan dışarı hiç çıkmamışım gibi. Onlarca yemek artığı ve kitaplar bana eşlik ediyor. Tanımadığım bir bakıcı her öğlen otelden artan yemeklerden bana bir kaç kap dolusu getiriyor ve karnımı doyurabiliyorum. Hiç arkadaşım yok, buraya nereden geldiğimi bile hatırlamıyorum. Otel görevlisi beni haftada bir, iyiliğimi düşündüğünü söyleyerek, dışarı atıyor ve bir kaç saati dışarıda geçirmemi istiyor.

Dışarıda kimsecikler yok, sonbaharın sadece benim yalnızlığım olmadığını düşünüyor, boş caddelerin tadını doyasıya çıkarırcasına dolaşıyorum 6.caddeyi. 7.caddeyi arıyorum; bulamıyorum. Sonunda oturacak  ağaç bir bank gözüme çarpıyor.

Devamını Okumak İçin Tıklayınız…

Yalan Gazetesi @ Ağustos 20, 2011

YALAN GAZETESİ

Sayfanızı Da Tanıtın